
Türkiye siyaseti, hafızası nispeten zayıf ama faturası oldukça ağır bir tiyatro sahnesi gibidir.
Çok değil, daha birkaç yıl önce, 2023 seçimlerinin arifesinde "kazanacak aday" tartışması yürütenleri, "üçüncü bir yol" arayanları tek kalemde "hain" ilan eden o katı, eleştiri kabul etmez kesime bugün dönüp bakmanın tam zamanıdır.
O günlerde kutsallık zırhıyla kuşatılan isimlerin maskeleri birer birer düştükçe, dünün "hainlerinin" bugünün "haklılarına" dönüşmesini izliyoruz. Peki şimdi ne olacak? Siyasetin bu sert virajında kim, neye sığınacak?
Dünün "Dokunulmazları" ve Hafıza Tazeleme
2023 virajında Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve ekibini mutlak bir biatla savunanlar, bugün aynı isimlere en ağır hakaretleri yöneltiyor. Sormak gerekiyor: O gün toplumsal muhalefetin sesini bastırırken, Muharrem İnce dahil farklı alternatifleri ve üçüncü yol arayışlarını boğmaya çalışırken, ülkenin geleceğini riske attığınızı neden göremediniz?
Dönemin CHP kurmaylarının gerçek yüzleri ortaya çıktığında yaşanan bu kitlesel hayal kırıklığı, aslında bir körü körüne bağlanma hastalığının sonucudur. CHP’nin yakın tarihine nesnel bir gözle bakıldığında; tabanını hayal kırıklığına uğratmayan, vizyoner ve tutarlı bir yönetim bulmak ne yazık ki samanlıkta iğne aramaya benziyor.
Özgür Özel’in Vizyon Sınırı ve İmamoğlu Dengesi
Bugün partinin başında Özgür Özel var. Gelenekçi, dürüst, insanı yakalayan hümanist bir karakter ve açık sözlü bir duruş sergilediği aşikâr. Yolsuzlukla, şaibeyle işi olmayan duygusal bir lider profili çiziyor; mücadelesi ve karakteri takdiri hak ediyor.
Ankara’da bu dürüst mücadele karşılık bulsa da, acı gerçekle yüzleşmek gerekiyor: Karşıdaki yirmi yıllık devletleşmiş siyasi akıl ve Erdoğan figürü için bu yumuşak, "iyi niyetli" vizyon ne yazık ki hafif kalıyor. Siyaset arenası, sadece iyi insan olmanın yetmediği sert bir kurtlar sofrasıdır.
Tam bu noktada, tüm tartışmaların, esprilerin ve ideolojik farklılıkların ötesinde bir figür öne çıkıyor: Ekrem İmamoğlu. İktidar blokunu gerçekten tedirgin eden, onların hamle alanını daraltan ve siyasi olarak ezber bozan yegane güç o. İktidarın tüm gücüyle onun üzerine gitmesi, adliye koridorlarında kurulan baskılar ve Silivri hatlarındaki yargı kuşatmaları tesadüf değil; onun taşıdığı potansiyelden duyulan o derin korkunun yansımasıdır.
Madalyonun Diğer Yüzü: Güç Savaşları ve Meşruiyet Kaybı
Gelelim madalyonun iktidar tarafına ve asıl büyük tehlikeye. Ankara’da planlanan CHP operasyonları, kayyum hamleleri ve yargısal müdahaleler, aslında iktidarın kendi bindiği dalı kesmesinden başka bir şey değil.
İktidarın kaçırdığı hayati nokta tam olarak şudur:
Seçilmişlik Algısının Kaybı: Bu hırçın ve fütursuz operasyonlar, geniş kitlelerin gözünde AK Parti ve Erdoğan imajını "seçimle gelen meşru bir yönetim" olmaktan hızla uzaklaştırıyor.
Güç Odaklı Örgüt Algısı: İnsanlar artık karşılarında rıza üreten bir siyasi parti değil; sadece yargı, bürokrasi ve yürütme gücünü elinde tutarak iktidar koltuğunu bırakmak istemeyen devletleşmiş bir aygıt, bir "güç odağı" görmeye başlıyor.
Dipnot: Bir iktidar için sandık meşruiyetini yitirip, sadece devlet gücüyle ayakta kaldığı algısını yaratmak, siyasi tarihte sonun başlangıcı olmuştur. Kamu vicdanı, sandıkta bükemediği bileği adliye koridorlarında kırmaya çalışanları asla uzun süre taşımaz.
Sonuç olarak; muhalefet kendi içindeki kör biat kültürünün, yanlış tercihlerinin ve vizyonsuzluğunun bedelini ağır hayal kırıklıklarıyla öderken; iktidar da gücü fütursuzca kullanmanın yarattığı büyük bir meşruiyet krizinin eşiğindedir. Türkiye, dünün kahramanlarının bugünün günahkarı olduğu bu kaygan zeminde, sadece devlet gücüyle değil, akılla ve gerçek bir vizyonla ayakta kalacak bir çıkış yolu aramaya devam ediyor.