
Seksenler Akımı: Biz mi Zamanda Yolculuk Yaptık, Zaman mı Üstümüzden Geçti?
Sosyal medya akımları yine bir zaman makinesi icat etmiş gibi davranıyor. Fotoğraflara uygulanan sepya filtreler, kabartılmış saçlar, vatkalı ceketler ve arkada çalan retro synthesizer ritimleriyle herkes bir anlığına kendisini 1980’lerin o parlak, nostaljik atmosferinde hayal ediyor. "Seksenlerde nasıl görünürdüm?" sorusu profil resimlerini süslerken, asıl sormamız gereken soruyu genellikle teğet geçiyoruz: Seksenler bugün bizi görseydi, ne düşünürdü?
Bir zamanlar sadece Hollywood filmlerinin karanlık, ara sokak sahnelerinde veya yabancı dergilerin iddialı sayfalarında rastlanan giyim tarzları, bugün sıradan bir salı gününün öğle saatinde, mahalle bakkalından otobüs durağına kadar her yerde karşımıza çıkıyor. O dönemin toplumunda marjinal ya da uç kabul edilen birçok şey, günümüz dünyasında "bireysel özgürlük" veya "trend" adı altında hayatın olağan bir parçası haline geldi.
Eski toplum düzeninde "suç" ya da "ayıp" kavramlarının sınırları oldukça keskin çizilmişti. Bir zamanlar toplumsal ahlakın ve yasaların en sert yaptırımlarıyla korunan aile kurumu, günümüzde adliye koridorlarında uzaklaştırma kararlarının ve magazinel skandalların gölgesinde kalmış durumda. Eskiden karaborsa, uyuşturucu, kumar ya da şüpheli servet sahipleri toplumun çeperine itilir, ayıplanır ve gizlenmek zorunda kalırdı. Bugün ise aynı profiller, canlı yayın ekranlarında milyonlarca takipçiye ulaşarak modern zamanın "ilham veren fenomenlerine" dönüşmüş durumda. Adalet ve güven arayışının resmi kurumlardan bireysel çözümlere kayması da bu değişimin bir başka çarpıcı boyutu.
Sadece ahlaki ve sosyolojik değerler değil; tabağımızdaki hormonlu gıdadan, başımızı soktuğumuz barınma krizine ve yürütülmesi imkansız hale gelen evliliklere kadar her şey kabuk değiştirdi.
Bugün sosyal medyadaki nostalji akımları bize romantik bir geçmiş masalı satıyor olabilir. Ancak gerçeğe çıplak gözle baktığımızda durum net: Biz 80'lerin kıyafetlerini giyip eğleniyoruz belki ama 80'lerin insanı bugünkü sokakları, ilişkileri ve değerler erozyonunu görseydi; bunu bir "moda akımı" değil, geleceğin distopyası olarak tanımlardı.