Atilla Yüceak
Atilla Yüceak

Dilin hafızası ve ihtiyarların bilgeliği!

19 Ağustos 2026 Saat: 00:34
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 0 kez okunmuştur

Bir toplumun düşünce dünyasını anlamanın en önemli yollarından biri, o toplumun kullandığı dile bakmaktır.

Dil yalnızca sözcüklerden oluşan bir iletişim aracı değildir;

Aynı zamanda insanın hayata bakışını, değerlerini, ahlak anlayışını ve geçmişle kurduğu bağı taşıyan büyük bir hafızadır.

Her bireyin kullandığı dil, düşüncesinin arka planından izler taşır. Seçtiğimiz sözcükler, farkında olsak da olmasak da hangi değer dünyasına yakın olduğumuzu gösterir.

Nasıl ki;

Emek hırsızı kumarhane işletmecisi, kumarbaz bir insanın kullandığı argo onun ait olduğu sosyal çevre hakkında ipuçları veriyorsa, kullandığı kavramlar da onun düşünsel birikimini ve dünyayı algılama biçimini yansıtır.

Dilini kaybeden toplumlar, zamanla hafızalarını da kaybetmeye başlarlar.

Sözcükler yalnızca anlam taşımaz;

Aynı zamanda bir medeniyetin duygusunu, tecrübesini ve yaşam felsefesini içinde barındırır.

Geçmişimizde bugün kullandığımız bazı sözcüklerin çok daha derin anlamları vardı. Örneğin "İhtiyar" sözcüğü, günümüzde çoğu zaman yalnızca yaşlılık anlamında kullanılsa da kökeninde "Seçilmiş, tercih edilmiş" anlamını taşır.

İhtiyar;

Yaşamın zorluklarından geçmiş, deneyimleriyle olgunlaşmış, bilgeliğe ulaşmış insan demekti.

İhtiyarlık, toplumdan uzaklaştırılacak bir dönem değil;

Aksine hayat deneyiminin yeni kuşaklara aktarılacağı değerli bir makam olarak görülürdü. Büyükler, sadece yaşları nedeniyle değil;

yaşadıkları hayatın biriktirdiği deneyim nedeniyle saygı görürdü.

Onların sözleri dinlenir, duaları alınır, anlaşmazlıkların çözümünde deneyimlerine başvurulurdu.

Çünkü toplum bilirdi ki bazı sorunlar yalnızca bilgiyle değil, yaşamın içinden süzülmüş bilgelikle çözülebilir.

Ancak zaman içerisinde sözcüklerimiz değiştikçe, kimi değerlerimiz de değişmeye başladı. "İhtiyar" sözcüğünün yerini yalnızca yaş vurgusu taşıyan "Yaşlı, emekli" sözcüğü aldı. Bununla birlikte büyüklerimize bakışımızda da önemli dönüşümler yaşandı.

Eskiden yaş almış insan, geçmişin bilgeliğini taşıyan bir rehber olarak görülürken; Günümüzde bazen yalnızca üretim gücüyle değerlendirilen, toplumun kenarına itilen biri gibi algılanabiliyor.

Oysa bir insanın değeri yalnızca gençliği, gücü veya ekonomik katkısıyla ölçülemez. İnsan hayatının her dönemi ayrı bir anlam ve varsıllık taşır.

Dünyanın büyük düşünürleri de yaşlanmayı bir eksilme değil, olgunlaşma olarak değerlendirmiştir.

 

Zaman insanın yalnızca saçlarına ak düşürmez/dökmez;

 

Aynı zamanda sabır, anlayış ve derinlik kazandırır.

 

Kimi şeylerin değeri eskidikçe azalmaz;

 

Aksine zamanla artar.

 

Gerçek değer, yenilikte değil; Birikimde, derinlikte ve anlamdadır.

Bir toplum büyüklerine verdiği değer kadar güçlüdür.

Çünkü geçmişiyle bağını koparan toplumlar, geleceğini de sağlam kuramazlar. Büyüklerimizin deneyimleri, gençlerin enerjisiyle birleştiğinde toplumlar daha sağlıklı, daha dayanışmacı ve daha bilge bir yapıya kavuşur.

Bugün gereksinimimiz olan şey yalnızca yeni teknolojiler, yeni bilgiler ve yeni üretimler değildir. Aynı zamanda geçmişin ahlakını, saygısını ve insan sevgisini yeniden anımsamaktır.

Çağdaş bir toplum sadece binalarla, yollarla ve araçlarla kurulmaz. Gerçek çağdaşlık;

 

İnsanın insana verdiği değerle, sözcüklerine gösterdiği özenle ve geçmişinden aldığı bilgeliği geleceğe taşımasıyla oluşur.

 

Kocaeli Haberci Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları