YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde basın toplantısı düzenledi.


Haber : Özgen Sarıkaya Net Medya Grup Haber Merkezi
Kaynak: YENİ PARTİ iletişim ve medya başkanlığı
YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde basın toplantısı düzenledi.
YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Zeynel Emre;

https://www.youtube.com/watch?v=aqMQ_M5T52Y
Dün Gaziantep Milletvekilimiz Melih Meriç Beyefendi melun bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Kendisi ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı ve bir ameliyat gerçekleşti.
Başarılı bir şekilde geçen ameliyat sonrasında milletvekili arkadaşımız şu an yoğun bakımda bulunmakta. Hayati tehlikesinin bulunmadığı yönünde sevindirici haber aldık. Bunları da sizlerle paylaşmak isterim. Bir süre sonra yoğun bakımdan çıkmasını bekliyoruz.
Şüphesiz ki ülkemizin içinde bulunduğu şiddet ortamı her yerde kendisini göstermektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne mensup bir milletvekilinin böylesine bir saldırıyla karşı karşıya kalması üzüntü vericidir.
Gerek Meclis Başkanının gerek tüm siyasi partilerin bu konuda ortaklaşması Meclisimiz adına sevindirici bir gelişmedir.
Biz saldırganların yakalandığı bilgisini aldık. En kısa sürede de hak ettiği cezayla karşılaşmasını, hak ettiği cezanın verilmesini istiyoruz. Bunun da takipçisi olacağız.
Bir süredir ülkemiz yargı eliyle dizayn edilmektedir. Biz bütün süreçleri sizlerle şeffaf bir şekilde paylaştık.
Özellikle 31 Mart 2024'ten itibaren Türkiye'de 413 belediyeyi, ülkemizde yaşayan insanların toplam nüfusunun yüzde 70'ine yakınını temsil eden belediyelerin bu ülkenin birinci partisi tarafından yönetilmeye başlanmasının ardından, bu iradenin tanınmadığı ve sürekli operasyonlarla karşı karşıya kaldığımız bir Türkiye ile karşılaştık.
Üzülerek ifade etmek isterim ki her geçen gün hukuk adına çok daha üzücü, çok daha karanlık olaylar yaşıyoruz.
19 Mart 2025 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu'na yönelik başlayan operasyon bir darbe süreciydi. Ülkedeki seçme ve seçilme iradesine yönelik açık bir saldırıydı.
O gün bu teşhisi koymuştuk. O günden itibaren dava açılıncaya kadar yaklaşık bir yıllık süre içerisinde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin hâkim olduğu medya eliyle sürekli kara propaganda yapıldı.
Olmayan şeyler servis edildi. Bunlar üzerine televizyon programlarında tartışmalar açıldı.
Hatırlarsanız 4 bin sayfalık iddianame ortaya çıktığında gördük ki günlerce televizyonlarda dile getirilen "560 milyar TL'lik yolsuzluk yapıldı" iddiası iddianamede dahi kendisine yer bulmadı.
O kadar akıl dışı, film senaryolarında dahi olmayacak iddialar ortaya atıldı ki bavullarla para taşındığı iddia edildi.
Biz o görüntülerdeki bavulların içerisinde jammer cihazı bulunduğunu ve bunların bizden önceki dönemde, Kadir Topbaş döneminde alındığını ifade ettiğimiz hâlde, bunların içerisinde sürekli para olduğunu söyleyen bir anlayış vardı.
İddianame çıktı ve bu konuda tek bir iddia dahi yer almadı.
En çarpıcı iddialardan biri de İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı cenaze araçlarıyla Yunanistan'a para taşındığı iddiasıydı.
Yine iddianame ortaya çıktı. Böyle akıl dışı bir iddianın gerçekliği olmadığı görüldü. Hiçbir cenaze aracının sınıra kadar gittiğine dair bir tespit dahi bulunmadı.
Bir başka iddia daha servis edildi.
MASAK raporuna dayanılarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve iştirak şirketlerinin bazı isimlere usulsüz para transferi yaptığı öne sürüldü.
Kim bu isimler?
Nerede yazıyor?
Dosyanın neresinde var?
Bir başka iddia ortaya atıldı.
"Paraları gömdüler." denilerek adeta her köşe kazıldı.
Ne çıktı?
Hiçbir şey çıkmadı.
Sonrasında tutuklanan kişilere, iftiracı olmaları karşılığında tahliye vaadinde bulunulduğu, aksi takdirde bütün mal varlıklarına el konulabileceği ve ailelerinden bazı kişilerin de tutuklanabileceği yönündeki iddialar üzerine bazı itirafçılar sözde beyanlarda bulundu.
Duruşmaları takip edenler bilir ki bu itirafçıların önemli bir kısmı daha sonra söylediklerinden döndü.
Bazıları, aleyhine konuştuğu kişinin yüzüne dönerek:
"Hakkını helal et. Beni yanılttılar, beni kandırdılar." dedi.
Şimdi öyle bir noktaya geldik ki 4 bin sayfalık iddianamenin neredeyse her sayfasında adı geçen Sayın Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını dahi yapması engelleniyor.
Bakın, 12 Eylül darbe döneminde dahi savunma hakkının kutsallığına ve dokunulmazlığına o dönemin sıkıyönetim hâkimleri müdahale etmemiştir.
Tarihimizde böyle bir örnek yoktur.
Anayasa'nın 36'ncı maddesi gereği savunma hakkı anayasal bir haktır.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da bunun açık düzenlemesi bulunmaktadır.
Hele hele son savunma süresizdir.
Hiç kimse, "Savunmanı şu kadar süre içerisinde yapacaksın." diyemez.
Sayın İmamoğlu susma hakkını kullanmamıştır. Böyle bir beyanı yoktur.
Buna rağmen tutanağa o şekilde geçirilmiştir.
Şimdi de duruşmada, "Bizim belirlediğimiz zaman diliminde savunma yaparsa dinleyebiliriz." şeklinde bir yaklaşım sergilenmektedir.
Birçok hukuksuzluk gördük. Ancak geçtiğimiz gün yaşanan hadise bugüne kadar görülmüş bir iş değildir.
Yine etkin pişmanlık kapsamında ifade veren Muzaffer Beyaz isimli kişi, suçladığı kişilerle yüzleştiğinde ve ifadeleri sorulduğunda:
"Ben duyduklarımı anlattım, ben öyle söyledim." şeklinde açıklamalarda bulunmuştur.
Örneğin bir yerde, "Burada anlattıklarım tamamen ortaklıktan dolayı abimden öğrendiklerimdir. Onun haricinde hiçbir işlem yapmadım." demektedir.
Bir başka yerde ise iki kez kanser tedavisi görüp hastalığını atlatan Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık hakkında verdiği ifadeler sorulduğunda, bunların duyuma dayalı olduğunu, görgüye dayalı olmadığını, bilgisi ve belgesi bulunmadığını açıkça ifade etmiştir.
Tam bu sırada savcı araya girerek Muzaffer Beyaz'ın tutuklanmasını talep etmektedir.
Aslında herkesin gözü önünde şu mesaj verilmektedir:
"Bizim istediğimiz gibi konuşmazsan seni tutuklarız."
Böyle bir baskı ortamında daha sonra ifade verecek insanların nasıl sağlıklı beyanda bulunması beklenebilir?
Bakın, bu bizim hukuk tarihimizde görülmüş bir durum değildir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda tutuklama şartları bellidir. Bunun dışına çıkamazsınız.
Kişi hakkında dava açılmış, dosyadaki gizlilik kararı kalkmış, duruşma günü gelmiş ve mahkemede beyanda bulunuyor.
Sadece duruşmadaki beyanları beğenilmediği için savcının araya girerek tutuklama talebinde bulunması kabul edilemez.
Bu durum, bütün bu kumpasların nasıl organize edildiğinin çok açık bir göstergesidir.
Bir süredir Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel'e yönelik sistematik bir saldırının yürütüldüğünü de gözlemliyoruz.
Son günlerde bunun en çarpıcı örneklerinden biri, Adalet Bakanlığı tarafından servis edildiği anlaşılan bazı haberlerdir.
Dün basına servis edilen bir haberde, Cumhuriyet Halk Partisi İzmit İlçe Başkanı ve İzmit Belediye Meclis Üyesi hakkında Adli Tıp Kurumu'nun uyuşturucu test sonucunun pozitif çıktığı iddia edildi.
Bu haberlerde ilgili kişilerin Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile çekilmiş fotoğrafları kullanıldı.
Bu fotoğrafları kim servis ediyor?
Anlık bir test sonucu nasıl oluyor da basına servis edilebiliyor?
Daha önce de ifade etmiştik.
Emniyet personelinin yakasında bulunan kamera kayıtları; olası kötü muamele veya usulsüzlük iddialarına karşı bir ispat aracıdır.
Buna rağmen neredeyse her gün bu görüntülerin yeni operasyonlarla birlikte basına servis edildiğini görüyoruz.
Burada kişilerin kim olduğu, hangi görüşe sahip olduğu önemli değildir.
Eğer biz bir hukuk devletiysek, hukuk karşısında herkes eşittir.
Yakadaki kamera görüntülerini aynı basın mensuplarına sürekli servis etmek hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Dünkü test sonucunun da aynı şekilde servis edildiğini gördük.
Sanki bu kişiler Genel Başkanımızla fotoğraf çektirdiği için özel bir algı oluşturulmak istenmektedir.
Belirli bir zaman diliminde çekilmiş fotoğraflar üzerinden olumsuz bir duygu oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Bir diğer dikkat çekici konu ise Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Muhittin Böcek hakkında yürütülen soruşturmadır.
Sayın Böcek tutuklandı.
Defalarca avukatları aracılığıyla ifade verdi.
Kimseye iftira atmayacağını, kimse hakkında kötü konuşmayacağını söyledi.
Buna rağmen önce oğlu tutuklandı.
Ardından gelini tutuklandı.
Ailenin mahrem görüntüleri kamuoyuna servis edildi.
Bütün bunların ardından Muhittin Böcek'ten Genel Başkanımız aleyhine ifade alınmaya çalışıldı.
İlk ifade alındı, tutarsız bulundu.
İkinci ifade alındı.
Üçüncü ifade alındı.
Şimdi de dördüncü ifade alındığı söyleniyor.
Cezaevindeki bir şüphelinin sürekli yeniden ifadeye çağrılması hukuk uygulamalarında görülmüş bir durum değildir.
Ya da içeride bulunan bir kişinin sürekli yeni şeyler hatırladığı iddiasıyla tekrar tekrar ifade vermesi kabul edilebilir değildir.
Bu son ifadede de sözde, adaylık sürecinden önce Sayın İmamoğlu ile 15 milyon avro karşılığında anlaşma yapıldığı, bunun 5 milyon avroluk kısmının havala sistemiyle ödendiği ileri sürülmektedir.
Ancak parayı kimin verdiği, nasıl verdiği ve buna ilişkin herhangi bir somut bilgi ortaya konulamamaktadır.
Bütün bunlar, hukuk düzeninden her geçen gün biraz daha uzaklaşıldığını ve ülkenin karanlığa sürüklendiğini göstermektedir.
Bütün bunların sebebi, milletin desteğiyle birinci parti olma özelliğimizi her türlü kumpasa rağmen korumamızdır.
Tüm bu olaylar yaşandı, yetmedi. Birinci parti olma özelliğimizi koruduk. Bu sefer mutlak butlan kararıyla karşılaştık.
Bakın, YENİ Parti'yi kurduk. Millet YENİ Parti'yi kurdu, destekledi.
İlk anketlerde yine birinciyiz ve yine bu saldırılarla karşı karşıyayız.
Bütün bunlara karşı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.
Pes etmeyeceğiz.
Her türlü kumpası göğüsleyeceğiz.
Ancak milletimize de en doğru şekilde, delilleriyle ve belgeleriyle anlatmaya devam edeceğiz.
Biz partimizi kurduktan sonra üye alımı hızlı bir şekilde devam etmektedir.
Kongre takvimine ilişkin de bir hazırlığımız oldu.
Bununla ilgili sizleri kısaca bilgilendirmek isterim.
22 Ağustos 2026 Cumartesi itibarıyla kongre takvimi başlayacak ve ilan edilecektir.
26 Ağustos'ta üye çizelgeleri ilçe başkanlıklarında askıya çıkarılacak ve itiraz süreci başlayacaktır.
Özellikle yeni dönemde üye olan veya üye olmayı düşünen arkadaşlarımız açısından 26 Ağustos tarihi önemlidir.
26 Ağustos tarihine kadar üye olanlar, devam eden kongre süreçlerinde oy kullanabileceklerdir.
Biz YENİ Parti'de yeni bir uygulamayı daha hayata geçiriyoruz.
Yıllardır seçmenlerimiz, il ve ilçe başkanlarını, hatta genel başkanı parti üyelerinin seçmesini istemiştir.
Bunun için temayül yoklaması ya da aday yoklaması yöntemi uygulanacaktır.
Belirlenecek tarihlerde bu süreçleri gerçekleştireceğiz ve yöneticilerimiz doğrudan üyelerimizin oylarıyla belirlenecektir.
Planlamamıza göre ilçe başkanı seçimlerinin başlangıç tarihi 12 Eylül 2026 olarak öngörülmektedir.
İl başkanlığı seçimlerinin ise 18 Ekim 2026 Pazar günü yapılmasını planlıyoruz.
Bütün bu seçimler tamamlandıktan sonra il kongrelerinin bitiş tarihi 27 Ekim olacaktır.
Ardından Parti Meclisimizi toplayacağız.
Orada ilk Büyük Kurultayımızın tarihini belirleyerek kamuoyuyla paylaşacağız.
Bugüne kadar destek veren, YENİ Parti'ye katılan bütün yol arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
26 Ağustos tarihine kadar ne kadar çok yol arkadaşımız partimize üye olursa, kongre süreçlerimizin de o kadar katılımcı ve şeffaf olacağını söyleyebiliriz.
Bu nedenle bütün vatandaşlarımızı 26 Ağustos tarihine kadar hızlı bir şekilde partimize üye olmaya davet ediyoruz.
YENİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Zeynel Emre, basın açıklamasının ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Zeynel Emre, basın mensuplarının sorularına şu ifadelerle cevap verdi:
Soru:
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün yaptığı açıklamada, YENİ Parti'nin çerçeve yasarın tümüne "evet" vermemesinin, arzu ettikleri güçlü siyasi kurumsallaşmanın YENİ Parti'de henüz temin edilemediğini gösterdiğini söyledi. Aynı zamanda seçim sisteminin değişmesi gerektiğini de ifade etti. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Zeynel Emre :
Şimdi bir defa partimizin tavrını Sayın Genel Başkanımız belirlemiştir.
Biz burada, uğradığımız her türlü kumpasa ve kötülüğe rağmen, bizi düşmanlaştırma çabalarına rağmen Türkiye'nin kanayan, köklü bir yarasına çözüm bulmak adına atılması gereken her adımı atacağımızı söyledik.
İçinde bulunduğumuz coğrafya maalesef birçok tehlikeyi barındırıyor.
Olası dış etkileri de değerlendirdiğimizde, her türlü eleştiriye ve tepkiye rağmen yönetim olarak, Genel Başkan olarak elimizi taşın altına koyduk.
Ancak bizden kimse şunu beklemesin.
YENİ Parti, bu ülkeye yeni bir siyaset anlayışı kazandırma niyetindedir.
Milletvekilleri emir-komuta zinciri içerisinde hareket etmek durumunda değildir.
Kritik kararlarda grup kararı alınıp baskıyla iradenin değiştirilmesi doğru olmayacaktır.
Bu süreçlerde desteğin artması ve toplumsal barışın güçlenmesi yalnızca bu meseleyle gerçekleşmeyecektir.
Ülkedeki demokrasinin geldiği nokta, basın özgürlüğünün durumu, yargının araçsallaştırılması, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmaması, AİHM kararlarına uyulmaması ve sürekli gerçekleştirilen operasyonlar ile siyasi partilere yönelik baskılar birlikte değerlendirildiğinde tablo ortadadır.
Sayın Bahçeli'nin bu açıklamayı yaptığı süreçte, açıkçası kendisinden şunu da beklerdik:
Türkiye'nin tek sorunu, ifade ettiği süreç değildir.
Türkiye'nin çok büyük problemleri vardır.
Gerçek anlamda toplumsal barışın ve huzurun inşa edilebilmesi için demokratik zeminin oluşması, hukuk devletinin korunması gerekir.
Cumhur İttifakı'nın ortağı olarak, ortağının uygulamalarına ilişkin itirazlarını ve karşı duruşunu göstermesi gerekir.
Bahsettiğimiz yargı operasyonlarında ben bugüne kadar bir tane MHP'li milletvekilinin çıkıp "Doğrudur, iyi oluyordur." dediğini görmedim.
Bazen sohbet ettiğimizde hukuku bilen, hukuk devletine inanan insanların farklı değerlendirmelerine de şahit oluyoruz.
Ancak bunun kurumsal olarak ifade edilmesi gerekir.
Çünkü bu bizim kişisel meselemiz değildir.
Biz bunu hep ifade ediyoruz.
Burada şahıslardan çok Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin demokratik zeminde varlığını sürdürmesi meselesi söz konusudur.
Biz meseleyi böyle değerlendiriyoruz.
Bu yönüne de dikkat çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bundan sonra Mecliste çok kritik görüşmeler olacaktır.
Seçim kanununa gelince...
Türkiye'nin acil bir seçime ihtiyacı vardır.
Halkın hakemliğine ihtiyaç vardır.
Çünkü siz demokrasiyi içselleştirememiş, milli iradeyi yalnızca kendisi kazandığında tanıyan bir iktidarla yönetiliyorsanız, yapılacak bütün kanunları da kendi lehine düzenleme arayışı içerisinde olacağını gördük.
Daha önce seçim kanununda yapılan değişikliklerde de bunu yaşadık.
Bizim açımızdan Türkiye'nin acil bir seçime ihtiyacı vardır.
O seçimde Türkiye'nin yeni insanlarla buluşması, yeni bir anayasa yapılması, yeni kanunların hazırlanması, şeffaf bir yönetimin kurulması ve kuvvetler ayrılığının sağlanması gerekmektedir.
Bunlar Türkiye için vazgeçilmezdir.
Bugün ise böyle bir düzen göremiyoruz.
Anayasa'da yazan en temel kurallar dahi uygulanmamaktadır.
Son olarak şunu da hatırlatmak isterim.
Çözüm süreci denildi.
Partiler bir araya geldi.
Komisyonda yer aldı ve bir raporun altına imza atıldı.
O raporda yazılanların hiçbirisi uygulanmıyor.
Her geçen gün tamamı ihlal ediliyor.
Bu nedenle bütün siyasi partilerin buna itiraz etmesi gerekir.
Özellikle de bu konuda sıklıkla açıklama yapan Sayın Bahçeli ve MHP'nin daha güçlü itiraz etmesi gerekir.
Daha yeni imza attığımız raporda tutuksuz yargılamanın esas olduğu, Anayasa'nın üstünlüğüne uyulması gerektiği, AİHM kararlarının ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiği açıkça yazmaktadır.
Bunların hiçbirine uyulmuyor.
Bu şartlarda toplumsal barışın, demokrasinin ve milli birliğin nasıl sağlanacağı ciddi bir soru işaretidir.
Soru:
Efendim, Silivri yerleşkesine yapılan yeni salonun 1 milyar liraya mal olduğu iddia ediliyor. Gerçekten de yargılamayı gazeteci meslektaşlarımız ilk defa bu kadar zor takip ettiklerini, ailelerin ve izlemeye gelen yakınların davayı yeterince takip edemediklerini, salonun fiziki koşullarının uygun olmadığını ifade ediyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İkincisi, orada 53 tutukluya tek tuvalet olması da ciddi eleştirilere neden oldu. Bu konuda görüşlerinizi almak istiyorum.
Zeynel Emre :
Vallahi değerli arkadaşlar, anormal bir durum olduğu için böyle sonuçlarla karşılaşıyoruz.
Ne dünyada ne de Türkiye'de böylesine bir salon ve böylesine bir yargılama usulü görülmüş bir iş değildir.
4 bin sayfalık iddianame ve ekleriyle birlikte yüz binlerce evrakın incelenmesi, ardından ilgililerin savunmalarını yapması, o fiziki koşullarda sağlıklı bir şekilde mümkün değildir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yüz yüzelik ilkesi vardır.
İnsanların birbirlerini görmeleri, seslerini sağlıklı şekilde duymaları dahi oldukça zordur.
Baştan aşağı sağlıksız şekilde planlanmış ve organize edilmiş bir süreçle karşı karşıyayız.
Bakın, birbirleriyle bağlantısı olmayan yüzden fazla eylemden bahsediliyor.
Bunlara ilişkin ayrı ayrı davalar açılması gerekirdi.
İddialar doğru olsaydı bile ayrı ayrı yargılanması gerekirdi.
Hepsini tek bir dosyada topladığınız zaman insanlar ne savunma haklarını sağlıklı kullanabiliyor ne de sağlıklı bir yargılama yapılabiliyor.
İzleyenler de davayı sağlıklı takip edemiyor.
Dünyada bunun örneği yoktur.
Elbette bugünler geçecektir.
O salonlar ve o yerleşke, ileride ibretlik başka amaçlarla değerlendirilmelidir.
Çünkü Silivri, yıllardır kumpas davaları nedeniyle organize kötülüğün merkezi hâline gelmiştir.
İnsanların zihninde de bu şekilde yer etmiştir.
Soru:
CHP Genel Sekreteri'nin yaptığı açıklamada, seçimlerde CHP'nin hiçbir oyunun AK Parti adayına gitmediği, AK Parti adayının aldığı 15 oyun ise ikisinin YENİ Parti grubundan geldiği ifade edildi. Bu değerlendirmeye ilişkin ne söylemek istersiniz?
Zeynel Emre :
Dediğim gibi, biz hiçbir şekilde mutlak butlan süreciyle polemiğe girmeyeceğiz.
Dün de soru sorulduğu için değerlendirme yaptım.
Ortadaki sayılar, görüntüler, yaşanan tartışmalar, Etimesgut seçimi ve sonrasında ortaya çıkan tablo herkesin gözünün önündedir.
Cumhur İttifakı'na eklemlenen bir süreç yaşanmaktadır.
Alınan kararlar da bu sürecin sonucudur.
Yoğun tepki gelince inkâr edilmesi, olayın özünü ve gerçeğini değiştirmemektedir.
Gerçek ortadadır.
Sayılar bellidir.
Mutlak butlan kararı sonrasında yapılan açıklamalar ve konuşmalar, ülkede gerçek anlamda muhalefetin ortadan kaldırılmasına yönelik bir arayışı göstermektedir.
Saray rejimiyle uyumlu bir muhalefet oluşturulmak istendiği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Süreç bunu göstermektedir.
Soru:
Biraz önce kongre takvimini açıkladınız. İlçe başkanları nasıl seçilecek? Biraz daha detay verebilir misiniz?
Zeynel Emre :
Biliyorsunuz, Siyasi Partiler Kanunu'na göre delegelerin seçim yapması gerekmektedir.
Ancak siyasi partiler geçmişte aday belirleme süreçlerinde temayül yoklaması yöntemini uygulamışlardır.
Biz de temayül yoklaması ya da aday yoklaması yöntemiyle hareket edeceğiz.
Belirlenen tarihlerde, ilgili seçim bölgesinde kayıtlı bütün üyeler oy kullanacak.
İlçe seçimlerinde ilçeye kayıtlı üyeler, il seçimlerinde ise ile kayıtlı bütün üyeler oy verecek.
İsteyen aday olabilecek.
Mümkün olduğunca mutabakatla aday belirlenmesi de kıymetli olacaktır.
Bizim hedefimiz katılımcı demokrasiyi hayata geçirmektir.
Bu dönem için yöntemi bu şekilde uygulayacağız.
Önümüzdeki dönemde iktidar olursak, düşüncemize uygun bir Siyasi Partiler Kanunu çıkararak bunu yasal güvenceye kavuşturacağız.
Birçok ülkede parti üyeleri doğrudan genel başkana kadar bütün parti organlarını seçmektedir.
Bizim mevcut mevzuatımız ise 12 Eylül sonrasında siyaseti kontrol altında tutmak amacıyla hazırlanmış ve delegelik sistemini zorunlu kılan bir anlayışın ürünüdür.
Bunun demokratikleşmesi gerektiğine inanıyoruz.
Üyelerimiz de uzun yıllardır bunu talep etmektedir.
Biz de bu engeli şimdilik temayül yoklaması yöntemiyle aşacağız.
Böylece bütün üyeler iradelerini doğrudan ortaya koymuş olacaklar.
Kanun gereği seçilmesi gereken delegeler ise bu seçimlerden sonra belirlenecek.
Ortaya çıkan iradeye uyulacağını değerlendiriyoruz.
Daha önce yapılan temayül yoklamalarında da bu uyum sağlanmıştır.
Bu uygulama Türkiye'de ilk kez gerçekleştirilecektir.
En sağlıklı şekilde uygulanabilmesi için bütün ayrıntıları planlıyoruz.
Elbette süreç içerisinde uygulamayı geliştirerek devam edeceğiz.
Bizim temel hedefimiz katılımcı demokrasinin önemine inanmak ve bunu YENİ Parti'de hayata geçirmektir.