Atilla Yüceak
Atilla Yüceak

Özgür Özel’in “Evet” Kararının Ardındaki Strateji:

12 Ağustos 2026 Saat: 11:25
YORUM YAPTavsiye EtYazdır

Bu yazı 0 kez okunmuştur

Pimi Çekilmiş El Bombası AKP’nin Kucağında!

 

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in Çerçeve Yasa konusundaki “Evet” tutumu ile Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun son açıklamaları, yalnızca bugünün siyasal tartışmaları açısından değil, Türkiye siyasetinin önümüzdeki dönemine ilişkin önemli mesajlar taşıyor.

 

İlk bakışta Özgür Özel’in “Evet” kararının parti tabanında ciddi bir tepkiyle karşılanması, tartışmanın yalnızca “Evet” ya da “Hayır” ekseninde değerlendirilmesine neden oldu.

 

Oysa sorunun arka planına biraz daha dikkatli bakıldığında, Özel’in tercihinin yalnızca bir oy tercihi olmadığı, iktidarın gelecekte karşı karşıya kalabileceği siyasal sonuçlar hesaplanarak atılmış stratejik bir adım olduğu görülüyor.

 

Özel’in kafasında, Erdoğan iktidarını siyaseten en fazla zorlayacak bir strateji olduğu anlaşılıyor!

 

Ancak siyasette hesaplanan her strateji, tabanın refleksleriyle birebir örtüşmeyebiliyor.

 

Nitekim bu süreçte parti tabanından yükselen güçlü tepki, yönetimin tasarladığı stratejinin ilk düşünüldüğü biçimiyle uygulanmasını zorlaştırdı.

 

Bu nedenle ortaya bir ara formül çıktı:

 

Parti yönetimi “Evet” diyeceğini açıklayacak, ancak milletvekilleri kendi seçim bölgelerinde ve tabanlarında yaşayabilecekleri siyasi maliyetler konusunda serbest bırakılacaktı.

 

Bu formül elbette parti disiplini açısından tartışılabilir!

 

Bir siyasal partinin aynı konuda farklı tutumlar ortaya koyması, kamuoyunda parti yönetimi ile milletvekilleri arasında görüş ayrılığı bulunduğu algısını yaratabilir. Türkiye’nin siyasal kültürü açısından da bunun çok olumlu karşılanacağını söylemek kolay değil.

 

Fakat siyaseti yalnızca bugünün görüntüsü üzerinden değerlendirmek de büyük bir hata olur.

 

Neden mi;

 

Siyasette asıl önemli olan, birkaç hamle sonrasını görebilmektir.

 

Özgür Özel’in “Evet” demesinin altında yalnızca mevcut düzenlemeye ilişkin bir tercih değil, Erdoğan iktidarını kendi attığı adımların siyasi sonuçlarıyla baş başa bırakma hesabı olduğu düşünülebilir.

 

İşte meselenin asıl stratejik boyutu burada ortaya çıkıyor.

 

Kimi siyasal kararlar kısa vadede kendi tabanınızdan tepki alabilir;

 

Ancak uzun vadede rakibinizi çok daha zor bir siyasal pozisyonla karşı karşıya bırakabilir.

 

Özgür Özel’in hesabı da tam olarak bu zeminde okunmalı.

 

İmamoğlu’nun Mesajı ve Büyük Resim!

 

Bu noktada Ekrem İmamoğlu’nun son açıklamaları ve mektubu ayrıca önem kazanıyor.

 

İmamoğlu’nun ortaya koyduğu yaklaşım, yaşanan tartışmanın yalnızca bugünkü siyasi pozisyonlarla sınırlı olmadığını; Türkiye’nin geleceğinde ortaya çıkabilecek yeni siyasal dengeler açısından değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

 

Bu nedenle Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun açıklamalarını birbirinden bağımsız okumak yerine birlikte değerlendirmek gerekiyor.

 

Çünkü burada yapılan hamle, iktidarın karşısında yalnızca “Evet” veya “Hayır” demekten çok daha farklı bir siyasal alan yaratma arayışı olarak okunabilir.

 

Bir başka ifadeyle;

 

Pimi çekilmiş el bombası AKP’nin kucağında bırakılmış durumda.

 

Şimdi asıl sorun, iktidarın bu siyasal yükün altından nasıl kalkacağıdır.

 

Çünkü bir siyasal aktör için asıl zorluk, rakibinin söylediği sözler değil;

 

Kendi attığı adımların zaman içerisinde ortaya çıkarabileceği sonuçlardır.

 

Özgür Özel’in stratejisi başarılı olur mu, olmaz mı bunu zaman gösterecek.

 

Ancak bugün itibarıyla yapılması gereken, bu hamleyi yalnızca “Özel neden evet dedi?” sorusuna indirgememektir.

  

Asıl soru şudur:

 

Özgür Özel neden “Evet” dedi ve bu kararın birkaç hamle sonrasındaki siyasal sonucu ne olacak?

 

Barışın Yanında Olmak, Siyasi Hesapları Görmezden Gelmek Değildir!

 

Tam da burada, tartışmanın bir başka önemli boyutunun altını çizmek gerekiyor.

 

Bizler barış canlısı insanlarız. Barışa karşı değiliz.

 

Tam tersine, bu ülkenin yıllardır yaşadığı acıların, çatışmaların, ölümlerin ve toplumsal ayrışmaların sona ermesini isteyen insanlarız.

 

Ancak barış gibi toplumun tamamını ilgilendiren son derece önemli bir sorunu kişisel, örgütsel ya da parti çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyenlerin siyasal aparatı haline gelmeyi de kabul etmiyoruz.

 

Çünkü barış istemek başka bir şeydir;

 

Barış sürecinin hangi siyasal dengeler içerisinde yürütüldüğünü sorgulamak başka bir şey.

 

Barışa sahip çıkmak, siyaseti ve siyasal hesapları bir kenara bırakmak anlamına gelmez.

 

Tam tersine, gerçek bir barışın kalıcı olabilmesi için siyasal dengelerin, toplumsal beklentilerin, demokratik taleplerin ve gelecekte ortaya çıkabilecek sonuçların çok iyi hesaplanması gerekir.

 

Siyasette iyi niyet elbette önemlidir.

 

Ama tek başına yeterli değildir.

 

Stratejik akıl, doğru zamanlama ve birkaç hamle sonrasını görebilmek de siyasetin temel gerekliliklerindendir.

Bu nedenle özellikle barış üzerinden kendisine siyasal alan açmaya, siyasal PR yapmaya veya başkalarını “Barış karşıtı” ilan ederek kendisine avantaj sağlamaya çalışanların agresif tavırlarını fazla önemsememek gerekiyor.

 

Çünkü barışın gerçek savunuculuğu, herkesi kendi siyasi çizgisine zorlamak değildir.

 

Gerçek barış;

 

Farklı düşünen insanların da konuşabildiği, eleştirebildiği, sorgulayabildiği ve ortak bir gelecek üzerinde birlikte düşünebildiği demokratik bir zeminin kurulmasıdır.

 

Bugün yapılması gereken, tartışmayı “Barış istiyor musun, istemiyor musun?” gibi son derece sığ bir ikileme hapsetmek değildir.

 

Asıl sorulması gereken şudur:

 

Bu süreç Türkiye’nin geleceğinde hangi siyasi sonuçları doğuracak?

 

Barışın kendisi tartışma konusu değildir.

 

Tartışılması gereken; barış adına atılan adımların hangi siyasi zeminde, hangi aktörler tarafından ve hangi sonuçlara yol açacak şekilde hayata geçirildiğidir.

 

Bizim itirazımız barışa değil;

 

Barışın bir siyasal aparata dönüştürülmesine, siyasal PR malzemesi yapılmasına ve farklı düşünenlerin barış karşıtı ilan edilmesine.

 

Çünkü barış, hiçbir siyasi partinin, grubun veya kişinin mülkü değildir.

 

Barış toplumundur!

 

Siyasette Asıl Sorun Birkaç Hamle Sonrasını Görebilmektir!

 

Yeni Parti’nin bu süreçte istediği siyasal sonucu tam anlamıyla ortaya koyabildiğini söylemek için henüz erken.

 

Parti tabanındaki güçlü refleksler, yönetimin hesapladığı stratejinin sahaya aynı bütünlük içerisinde yansımasını engellemiş olabilir.

 

Ancak siyaset uzun soluklu bir mücadeledir.

 

Bugün yaşanan tartışmanın yarın hangi sonuçları doğuracağını, hangi siyasal aktörün hangi pozisyonda kalacağını ve iktidarın bu süreci nasıl yöneteceğini zaman gösterecek.

 

Bu nedenle Özgür Özel’in “Evet” kararını yalnızca bir oy tercihi olarak değerlendirmek büyük bir eksiklik olur.

 

Önemli olan, bu kararın arkasındaki siyasal hesabı ve geleceğe ilişkin muhtemel sonuçları görebilmektir.

 

Özgür Özel’in ve Ekrem İmamoğlu’nun son açıklamalarını da yalnızca bugünün polemiği olarak değil, Türkiye’nin geleceğine ilişkin daha büyük bir siyasal stratejinin parçaları olarak okumak gerekiyor.

 

Şimdilik görünen şu:

 

Hamle yapıldı.

 

Şimdi sıra AKP’de.

 

Bundan sonra asıl sınav, iktidarın kendi attığı adımların siyasal sonuçlarını nasıl yöneteceği olacak.

 

Pimi çekilmiş el bombasının altında nasıl kalkacaklarını ise zaman gösterecek.

 

Siyasette bazen en güçlü hamle, rakibinize doğrudan saldırmak değil;

 

Rakibinizi kendi attığı adımların sonuçlarıyla baş başa bırakmaktır.

 

Aslında bugün tartışılması gereken asıl sorun tam olarak budur!

 

İzleyelim mi

 

https://youtu.be/NZlFsOBeOSk?si=NtUv4kb1waC82J-d

 

Kocaeli Haberci Tavsiye Formu

Bu Yazıyı Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız

Yazarın Diğer Yazıları