
Pimi Çekilmiş El Bombası Cumhur İttifakı’nın Kucağında!
“Bir süreci birlikte yürütüyordunuz.
bu yasa çıkarken de birlikte oy verilecekti verdiniz.
Ondan sonraki düzenlemeler de birlikte yürütüleceksiniz. Dağdan gelmeler, dışarıdan gelmeler,
cezaevinden çıkmalar;
Önümüzde daha uzun bir süreç var.
Bu oylamadan sonra Cumhur ittifakının ve ardıllarının hiçbiri;
Siz seçimlerde bunun karşısına geçip buna düşmanlık yapamazsınız. Parlamentoda RTE'nin yeniden aday olabilmesi için erken seçim kararına, anayasa değişikliğine ‘Evet’ diyeceksiniz.
Seçimde de destekleyeceksiniz.
İşte tam da sorunun asıl düğümlendiği yer burasıdır!
Yaşanan yalnızca bir kanun maddesinin oylaması değildi. Bir siyasal sürecin bütün sorumluluğu, bundan sonra bu süreci birlikte yürütenlerin omuzlarına yüklenmiş olmasıydı.
Apo"cu mahallenin savladığı gibi;
Ortada barış görüşmeleri yok ortada barışa yönelik de hiçbir şey yok.
Bunun karşılığında da "Barışma düşman" ilan ettikleri hiç kimse yoktur.
Özgür Özel’in aldığı karar bu nedenle yalnızca “Evet” ya da “Hayır” üzerinden okunmamalıdır.
Asıl stratejik hamle, Cumhur İttifakı’nın yıllardır kullandığı siyasal denklemi tersine çevirebilme olasılığıdır.
Özgür Özel bu sürecin karşısına geçip “Düşmanlık” yapmayı reddederken, aynı zamanda Cumhur İttifakı’na çok daha ağır bir siyasal sorumluluk alanı açmış oluyor.
Artık süreç ilerledikçe atılacak her adımın hesabı, yalnızca muhalefete kesilemeyecek.
Dağdan gelecekler, cezaevlerinden çıkacaklar, dışarıdan gelecekler, yapılacak yeni düzenlemeler, Meclis’te çıkarılacak yeni yasalar;
Bunların tamamı aynı siyasal sürecin devamı olarak değerlendirilecek.
Dolayısıyla yarın “Biz sadece ilk yasaya destek verdik, sonrasında olanlardan sorumlu değiliz” deme lüksü de ortadan kalkıyor.
Tam tersine;
Bu süreci başlatan, sahiplenen ve devam ettiren siyasal aktörler, bundan sonraki her gelişmenin siyasal sorumluluğunu da taşımak zorunda kalacaktır.
İşte Özgür Özel’in stratejik hamlesi tam burada ortaya çıkıyor.
Özel, sonradan dahil olanlar ile birlikte Cumhur İttifakı’nın kendisini “Sürece karşı çıkan muhalefet” pozisyonuna sıkıştırmasına izin vermedi.
Daha önemlisi, iktidarın kendi kurduğu sürecin siyasal sonuçlarından kaçabileceği bir alan bırakmamaya çalıştı.
Bugüne kadar muhalefete yöneltilen klasik denklem şuydu:
Numaranı işletmecesi kumarbazların da savladığı gibi “Bu sürece karşı çıkarsanız barışa karşı çıkmış olursunuz.”
Özel ise bu denklemi bozarak başka bir soru soruyor:
“Madem bu süreci siz başlattınız, o halde bundan sonraki bütün siyasal sonuçlarının sorumluluğunu da siz taşıyacaksınız.”
Bence asıl stratejik kırılma budur.
Yarın süreç genişlediğin de, yeni düzenlemeler geldiğinde, yeni siyasal kararlar alındığında ve bütün bunlar toplumun önüne konulduğunda artık sorun yalnızca “Kim evet dedi, kim hayır dedi” sorunu olmaktan çıkacak.
Sorun, bu sürecin siyasal sahibi kimdir? sorusuna dönüşecek.
Özgür Özel, Cumhur İttifakı’nın önüne tam da bu soruyu koymuş oluyor.
Üstelik erken seçim ve RTE’ın yeniden adaylığı sorunu da de bu denklemin en kritik noktalarından birisidir.
Eğer iktidar, bu sürecin siyasal sonuçlarını muhalefetle paylaşmak istiyorsa, bunun seçim sandığında da bir karşılığı olması gerektiğini savunmak önemli bir olasılık durumuna geliyor.
“Birlikte yürüttüğünüz sürecin seçiminde neden birbirinizden ayrılıyorsunuz?” sorusu artık siyasetin merkezine oturabilir.
İşte bu nedenle bizler Özgür Özel’in kararını sıradan, basit bir “Evet” olarak görmemeliyiz diye düşünüyorum.
Tam tersine;
Özgür Özel, Cumhur İttifakı’nın kucağına pimi çekilmiş bir el bombası bıraktı.
Şimdi o bombanın ağırlığını taşıyacak olanlar, süreci başlatan ve sahiplenenlerdir.
Muhalefetin görevi ise bundan sonra sürecin her adımını dikkatle izlemek, toplumsal sonuçlarını sorgulamak ve gerektiğinde en sert demokratik eleştiriyi ortaya koymaktır.
Şöyle düşünmeliyiz;
“Barış” adına atılan her adımın desteklenmesi başka şeydir,
o adımların siyasal hesabını sormaktan vazgeçmek başka şey.
Özgür Özel’in yaptığı hamle, tam da bu iki alanı birbirinden ayırma girişimidir.
Sürece evet demek, iktidara kayıtsız şartsız teslim olmak değildir.
Asıl sorun bundan sonra başlıyor.
Dahası belki de siyasal hesaplaşmanın en önemli bölümü, kanun çıktıktan sonra başlayacaktır.
Sağduyu sahibi insanlar ile kumarbazlığı meslek haline getirmiş olanların dillerine barışı pelesenk ederek kumar oynayanların ayrımı yapılacaktır...