
CHP işgal altındayken susmak da bir siyasal tutumdur!
Ortada artık sıradan bir parti içi tartışma yoktur.
CHP, AKP iktidarının yargı eliyle yürüttüğü siyasal operasyonların ve parti içindeki hesaplaşmaların kuşattığı bir süreçten geçmektedir.
En son Üsküdar'da yaşandığı gibi;
Halkın oyuyla şekillenen siyasal iradenin, yargı kararları ve siyasal müdahaleler aracılığıyla yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz.
Böylesi bir tabloda CHP’nin en üst düzeylerinde görev yapmış gafil bir siyasetçinin çıkıp “kuşkularım var” demesi, Ekrem İmamoğlu için “Siyasal tutsak değildir” açıklaması yapması, sıradan bir görüş farklılığı olarak geçiştirilemez.
Zavallı "Düşkün"ün bu sözleri, iktidarın siyasal operasyonlarına karşı direnmesi beklenen bir muhalefet alanını içeriden zayıflatan işbirlikçiliktir.
Daha da vahimi, CHP’nin tarihsel kimliğiyle açıkça çelişen Osmanlıcılık ve hilafet tartışmalarının normalleştirilmesidir.
Hilafeti kaldıran, Cumhuriyeti kuran ve çağdaş laikliği savunan bir partinin tarihsel mirası ortadayken, Osmanlıcı ve hilafetçi siyasal anlayışlara yakınlaşmak CHP’nin geçmişiyle bağdaşmaz.
Böyle bir siyasal savrulmanın adresi CHP’nin kurucu iradesi değil, Cumhuriyet karşıtı siyasal anlayışların tarihsel mirasıdır.
Ve asıl çelişki burada da bitmiyor!
Bir gün “Bu partide FETÖ’cüler var” diyerek ağır suçlamalarda bulunup, başka bir gün CHP’nin siyasal geleceğini tartışmalı hale getiren “Butlan” sürecinin aktörleriyle aynı sofraya oturmak, kamuoyunun vicdanında ciddi sorular yaratır.
Bu garabet durum aşağıya doğru da yansımak da;
Bir gün MHP ile bir gün Zafer partisi ile fingirdeşen, özel hayatında ve siyasette bir baltaya sap olamamış omurgasızlar ile boşalan CHP koltuklarını doldurmak başka nasıl yorumlanabilir ki?
Dün suçladıklarınla bugün aynı masada oturuyorsan, halka bunun hesabını vermek zorundasın!
Çünkü siyaset yalnızca makam ve koltuk sorunu değildir.
İlke, tutarlılık ve tarihsel sorumluluk sorunudur.
Bugün CHP’nin yaşadığı sorun, “CHP nasıl olmalıdır?” sorusundan çok daha büyük ve daha yakıcıdır.
Açıkçası asıl sorun şudur:
AKP iktidarının yargı eliyle CHP üzerinde kurduğu siyasal vesayet ve müdahale karşısında kim nerede durmaktadır?
Ümraniye'de yaşananların bizi açıkça gösterdiği;
Kim halkın iradesinin yanında?
Kim hukuksuzluğa karşı?
Kim Cumhuriyetin yanında?
Kim siyasal hesapları uğruna bu kuşatmaya sessiz kalıyor?
İşte bugün yanıtlanması gereken sorular bunlardır.
CHP’nin kurucu kadrolarının mirasını taşıyan bir parti, siyasal operasyonlarla ele geçirilmiş ve içeriden de kuşatılmış bir yapıya dönüştürülüyorsa, buna itiraz etmek yalnızca bir parti içi sorun değildir.
Bu, Cumhuriyet ve demokrasi sorunudur!
Halkın iradesi yargı oyunlarıyla değiştirilemez.
Cumhuriyetin kurucu değerleri siyasal ikbal uğruna pazarlık konusu yapılamaz.
Hiç kimse makamı, geçmişi veya sıfatı ne olursa olsun bu gerçeklerin üzerini örtemez.
Bugün susmak da bir tercihtir.
Günü geldiğinde tarih, herkesin hangi tarafta durduğunu kesinlikle bir bir yazacaktır.