
İnsanlığın Işığını Söndüren Çağ: FON Vurgununa, Çirkinliğe ve Yozlaşmaya İsyan!
İçinde yaşadığımız çağ, insanın sahiciliğini, anlamını ve umudunu giderek yitirdiği bir döneme dönüşüyor. İnsanlar yaşadıkları dünyaya her ne kadar açıkça isyan etmeseler de yaşam biçimlerinin giderek ağırlaşması, emeklilerin çocuklarına ve torunlarına küçük armağanlar bile almakta zorlanması, bu toplumsal çürümenin en görünür sonuçları arasında yer alıyor.
İnsanın ışığını yok eden, hayatı renksizleştiren bir çağın içinden geçiyoruz. Teknolojinin ve internetin kontrolsüz gelişimi, tüketim kültürü ve bu düzeni yönlendiren güçlerin etkisi; gerçeğin, sahiciliğin ve insan ilişkilerinin giderek aşınmasına neden oluyor.
Çıkar için bir araya gelen fırsatçı gruplar üç gün içinde makam mevki için paramparça olup samimiyetsizliklerini güvenilir olmadıklarını, yakaladıkları her fırsatı pazarlık konusu yaparak ortaya yere dökülmekteler.
Makam tutup troll görevi üstlenmiş durumda olanlar ise çağın böylesine çirkinlikleri içerisindeler.
Görünür olmayı dayatan bu düzen, sesimizi, üretme biçimimizi ve yaşama anlayışımızı gerçekliğinden koparıyor. İnsan, alışmaya ve kanıksamaya her geçen gün daha fazla zorlanıyor. Çok hızlı tepki veriyor, çok hızlı unutuyor;
Unutulmayacak acıları bile hayatın sıradanlığı içinde kanıksamaya başlıyoruz.
Bu dönüşüm yalnızca yaşam biçimlerimizi değil;
Evleri, yolları, sokakları, eşyaları, insanları, ilişkileri ve üretimleri de çirkinleştiriyor. Eski dünya, eski Türkiye ve eski İstanbul’a duyulan özlem, aslında kaybedilen insansal değerlerin, dayanışmanın ve sahiciliğin özlemi olarak büyüyor.
Endüstrileşme ve teknolojinin sunduğu olanakların yanında ruhumuzu kirleten sayısız uyaranla karşı karşıyayız. Dokunmadığımız nice ölüm zihnimize kazınıyor. Yaşamın mucizevi yanlarıyla, doğayla, sevgiyle, dinlemeyle, bilgelikle ve kendini bilmenin gerçeği ile kurduğumuz bağ giderek zayıflıyor.
Tıpkı 10 Ekim anmalarımızı bile sıradanlaştırdığımız gibi.
İnsanlık, güzelliğin ve iyiliğin ışığına yaklaşmak yerine, kendisinden ilham alınamayacak kadar karanlık bir gerçekliğin içinde sürükleniyor.
Asıl tehlike ise yalnızca dünyanın değişmesi değil;
İnsanın bu çirkinliğe alışması ve onu hayatın doğal hali olarak kabul etmesi acı gerçeği olduğu değil midir sizce de?