

Bir siyasal İslamcı, Ioanna Kuçuradi için “Türk değildi, Rum’du” diye yazmış.
İçimden, “Allah seni dediğin gibi yapsın cahil” demek geldi.
Her şeye rağmen yine de bazı insanlara, Türk vatandaşlığının ırksal bir sorun olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığının etnik köken üzerinden tanımlanmadığını anlatabilmiş değiliz.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 66. maddesi son derece açık:
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”
Dolayısıyla bir insanın Rum, Ermeni, Yahudi, Kürt, Laz, Çerkes ya da başka bir etniksiteden gelmesi, onun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasına ve yurttaşlık bağıyla Türk olmasına engel değildir.
Sorun yalnızca vatandaşlık da değil.
Asıl sorun, insan olmanın ne anlama geldiği ve ahlakın ne olduğu sorunudur.
Ahlak başka, dinbazlık başka!
Siyasal İslamcı çevrelerin önemli bir bölümünün Ioanna Kuçuradi’ye neden mesafeli durduğunu anlamak için aslında onun etik üzerine söylediklerine bakmak yeterlidir.
Kuçuradi, insanı görünüşüyle, inancıyla, kimliğiyle, kıyafetiyle değil;
İnsan hakları, değerler ve etik sorumluluk üzerinden düşünmeye çağırıyordu.
Ahlakı yalnızca sözde bırakmıyor, yaşamın içine taşıyordu.
Tam da burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkıyor:
Ahlak yoksa dindarlık da yalnızca görüntüye dönüşebilir.
İnsan dindar görünebilir;
Dini sözler söyleyebilir, dini semboller taşıyabilir, ibadet edebilir. Fakat bütün bunlar tek başına ahlaklı olmanın kanıtı değildir.
Ahlak, insanın başkasının hakkına gösterdiği saygıda; Adalet karşısındaki tutumunda; güç karşısında eğilip eğilmediğinde;
Haksızlık karşısında susup susmadığında ortaya çıkar.
Bu nedenle dindarlık ile dinbazlık aynı şey değildir.
Dinbazlık, dini görünür bir kimlik ve araç durumuna getirirken ahlakı hayatın dışına itebilir.
Bugün tartışılan asrın Fon vurgunu sorunu da bu açıdan kamuoyunun önünde duran güncel bir örnek olarak görülüyor. Burada asıl sorulması gereken yalnızca “Kim dindar?” sorusu değil; “Kim kamu yararını, hakkı, hukuku ve ahlakı gözetiyor?” sorusudur.
Ben Ioanna Kuçuradi’yi panellerdeki konuşmalarından tanıdım!
Ben yıllar önce Ankara’da Ioanna Kuçuradi’nin etik üzerine yaptığı konuşmalara katıldım.
Çok etkilendim.
Çok güzel, akıcı ve zarif Türkçesiyle konuları incelikleriyle, özenle ve samimiyetle anlatıyordu.
Anlatırken yalnızca bir akademisyen gibi değil, sanki bir yaşam misyonunu yerine getiriyormuş gibi ciddi ve inançlıydı.
Tümüyle bunu insanları sıkmadan yapıyordu.
Konuşmasının ciddiyetinden, tutarlılığından ve niteliğinden hiçbir zaman ödün vermiyordu.
Benim gözümde o, Türkiye Cumhuriyeti'nde yetişmiş örnek bir öğretmen, evrensel bir akademisyen ve insanlara ilham veren bir hanımefendiydi.
Zaten Kuçuradi’nin akademik dünyadaki yeri de yalnızca benim kişisel tanıklığımdan ibaret değil. Türkiye’de etik ve felsefe alanında bıraktığı iz, bilimsel çalışmalardan üniversite derslerine kadar geniş bir alanda yaşamaya devam ediyor. Türkiye Bilimler Akademisi'nin Bilim Etiği Elkitabı'nda da adına ve çalışmalarına yer verilmiş; etik üzerine çalışmaları akademik kaynaklarda temel başvuru noktalarından biri olarak kullanılmıştır.
Bir Kardelen gibi Ioanna Kuçuradi, bu toprakların kadim kültürlerinden geriye kalan bir Kardelen gibiydi.
Kardelen, karın içinden çıkar.
Soğuğa rağmen açar.
Sessizdir ama dirençlidir.
Kuçuradi de yaşadığı, tanık olduğu ve duyduğu bütün acılara rağmen insanı, insan onurunu, özgürlüğü, hakları ve etiği savunmaktan vazgeçmedi.
Farklı kültürel kimliğiyle Türkiye'de tek başına bir demokrasi mücadelesi veren bir Jeanne d'Arc gibiydi.
Naifti ama güçsüz değildi.
Zarifti ama geri adım atmıyordu.
Sakindi ama sözünü sakınmayan gözü pek mücadele insanıydı.
Belki de en önemlisi, tüm bunları insan olmanın sorumluluğu olarak görüyordu.
Bugün onun ardından konuşurken etnik kökenini tartışmanın ne kadar anlamsız olduğunu daha iyi görüyoruz.
Bir insanı büyüten şey, hangi kökten geldiği değildir.
İnsanlığıdır.
Ahlakıdır.
Bilgisiyle, vicdanıyla, emeğiyle ve geride bıraktığı değerlerle insanlığa ne kattığıdır.
Ioanna Kuçuradi aramızdan ayrıldı.
İnsanlık çok büyük bir değer kaybetti.
Onun düşünceleri, kitapları, öğrencileri ve yetiştirdiği insanlar yaşamaya devam edecek.
Güle güle aydınlık yüzlü aydın insan...
Saygıyla, minnetle uğurlar olsun.
Dinleyelim mi!
https://youtu.be/NKz-ayexJzE?si=ajgOqltEuYrUn-Sa