
Siyasette yazılmayan kurallar vardır!
İzmit belediye başkanı Fatma Kaplan Hürriyet'in emaneti onun işaret ettiği insana teslim edilmelidir, tıpkı İstanbul'da Ekrem İmamoğlu'nun işaret ettiği Nuri Aslan'a teslim edildiği gibi.
Siyaset, kriz anlarında gerçek yüzünü gösterir. Normal zamanlarda herkes konuşur, herkesin bir savı vardır. Ne var ki zor günler geldiğinde kim durduğu yeri koruyabiliyor, kim sorumluluk alabiliyor, işte sorun aslında tam olarak budur.
İzmit bugün böyle bir eşikten geçiyor!
Ortada ağır bir tablo var. Bir operasyon yapılmış, insanlar tutuklanmış, kamuoyu yanıt bekliyor.
Asıl dikkat çeken şey; yaşananların kendisinden çok, yaşananlara verilen tepkisizliktir.
Çünkü siyasetçinin en büyük sınavı, konuşması gereken anda susmamasıdır.
Bu anlamda; Çağlayan’da Derince Belediye başkanı Sertif GÖKÇE’ye reva görülen söylemi de hiç doğru bulmuyoruz.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Siyasetçi, yalnızca kürsüde değil, kriz anında da sorumludur.
Telefonu çalmıyormuş gibi davranmak, soruları görmezden gelmek ya da “Şu an konuşmak istemiyorum” kolaycılığına sığınmak;
Temsil ettiğin halka karşı bir tercihtir. Bu tercih, çoğu zaman yanlış bir tercihtir.
Basın emekçisinin görevi soru sormak irdelemek ve topluma yansıtmaktır.
Hele ki, rahatsız edici sorular da bu işin doğasında vardır. Eğer bir siyasetçi yalnızca kendi istediği zaman konuşmak, kendi istediği başlıklarla görünmek istiyorsa; o zaman yaptığı şey siyaset değil, kendini pazarlamaktır.
Mikrofon uzattığımızda konuşmak istemeyenleri anladığımız gibi,
"Senin mikrofonuna konuşmak istiyorum" diyenlere Sokak TV olarak neden mikrofon uzatmadığımız sanırım bu yazıyla daha iyi anlaşılmıştır.
Basın özgürlüğü, sadece alkışlanacak cümleleri yayımlamak değildir. Eleştiri de vardır, sorgulama da vardır, ısrarla sorulan sorular da vardır.
Halkın bilgi alma hakkı, hiçbir siyasetçinin konfor alanına göre şekillenmez.
Özgür basın olduğumuz kadar demokrasiden, insan/hayvan haklarından halktan yana taraflı olduğumuz da artık herkes tarafından bilinmektedir.
Bugün İzmit’te yaşananlar bize bir şeyi daha gösteriyor:
Kriz yönetimi, sadece içeride değil dışarıda da yapılır. İçeride hukuksal süreçler işlerken, dışarıda kamuoyu yönetilir.
Eğer bu alan boş bırakılırsa, o boşluğu başkaları doldurur.
Tıpkı Belsa plaza'nın önü belediye çalışanları, koltuk sahipleri dahil 3 gün boşken, Özgür Çelik’in gelişi ile birlikte hınca hınç doldurulduğu gibi.
Şimdi yeni bir süreç başlıyor. Yeni bir isim, yeni bir yönetim anlayışı belirlenecek.
Burada yapılacak en büyük hata, bu tercihi dar hesaplarla yapmak olacaktır.
Bu koltuk, “Kim kimin yanında durdu” sorunu değildir.
Bu koltuk
Yük kaldırma sorunudur, Fatma Kaplan Hürriyet'in emanetine sahip çıkma sorunudur.
Daha yargı kararı kesinleşmeden yargılayanlar,
Belediyenin koridorlarında fındık faresi gibi gezenlerin yüzüne "Fatma'nın kıçını kesmişler" sözü yeri ve zamanı geldiğinde yüzüne tokat gibi vurulacaktır.
Bu yüzden seçilecek kişi;
Sadece siyasal geçmişiyle değil, kriz anında sergileyeceği duruşla değerlendirilmeli. Söz kurabilen, iletişim kurabilen, gerektiğinde sorumluluk alabilen, kendi egosunu tasnif eden değil emanete sahip çıkan biri olmalı.
Çünkü bu süreç, susarak değil konuşarak yönetilir.
Aksi halde şu gerçekle yüzleşmek gerekir:
Herkes siyaset yapamaz. Herkes o unvanı taşıyamaz. Kimi koltuklar, sadece oturmak için değil, ağırlık taşımak içindir.
O ağırlık, herkese uymaz.
Siyaset sadece kürsülerden yapılan konuşmalarla değil, kriz anlarında gösterilen reflekslerle ölçülür.
Özellikle yerel yönetimlerde yaşanan sarsıntılar, sadece yöneticilerin değil, o yapının bütün aktörlerinin sınandığı dönemlerdir. İzmit’te yaşanan son gelişmeler de tam olarak böyle bir sınavın ortasında olduğumuzu gösteriyor.
Bu tür süreçlerde en çok gereksinim duyulan şey;
Açık, şeffaf ve sürdürülebilir bir iletişimdir. Çünkü iletişim eksikliği, bilgi boşluğu yaratır; Bilgi boşluğu ise söylentilerle doldurulur. Söylentilerin egemen olduğu bir ortamda ise ne kamu sağlıklı bilgiye ulaşabilir ne de yönetenler kendilerini doğru ifade edebilir.
Özgür basın emekçiliği tam da bu noktada devreye girer. Soru sormak, yanıt aramak ve kamu adına gerçeğin peşinden gitmek bu sorunun temelidir. Ancak bu sürecin sağlıklı işlemesi için karşı tarafta da aynı sorumluluk bilinci olmalıdır. Siyasetçinin görevi yalnızca konuşmak istediğinde konuşmak değil, konuşulması gerektiğinde de ulaşılabilir olmaktır.
Bugün İzmit’te yaşanan tabloya baktığımızda, asıl tartışılması gereken konunun yalnızca hukuksal süreçler olmadığı açıkça görülüyor. Asıl sorun, bu sürecin nasıl yönetildiği ve kamuoyunun nasıl bilgilendirildiğidir.
Kriz anlarında susmak, çoğu zaman yanlış anlaşılmayı büyütür.
Bir kamu yöneticisi ya da siyasetçi, kendisine yöneltilen soruları görmezden gelmeyi tercih ediyorsa, aslında yalnızca basını değil, doğrudan halkı da yanıtsız bırakmış olur.
Oysa temsil makamında olan herkesin sorumluluğu, eleştiriye açık olmak ve gerektiğinde hesap verebilmektir.
Bu noktada altı çizilmesi gereken bir gerçek var:
Basın özgürlüğü, yalnızca olumlu haberlerin yayımlanması değildir. Eleştiri, sorgulama ve gerektiğinde rahatsız edici sorular da bu özgürlüğün bir parçasıdır. Eğer bir siyasetçi yalnızca kendi istediği zaman, kendi belirlediği çerçevede görünür olmak istiyorsa, bu durum kamusal sorumlulukla değil, daha çok tanıtım anlayışıyla örtüşür.
Önümüzdeki süreçte İzmit’te yeni bir yönetim şekillenecek. Bu sadece bir görev değişimi değil, aynı zamanda bir güven tazeleme fırsatıdır.
Bu nedenle yapılacak tercihlerin kişisel yakınlıklar ya da geçici dengeler üzerinden değil, liyakat ve temsil gücü üzerinden şekillenmesi büyük önem taşıyor.
Bu görev, yalnızca bir koltuğu doldurmak değildir. Bu görev, zor zamanlarda sorumluluk alabilmek, kamuoyuna güven verebilmek ve süreci sağduyuyla yönetebilmektir. Bu nedenle seçilecek kişinin; deneyimi, iletişim becerisi ve kriz yönetme kapasitesi belirleyici olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki;
Siyaset, yalnızca kazanılan makamlarla değil, o makamların nasıl taşındığıyla anlam kazanır.
Kimi dönemler vardır ki, o dönemlerde alınan kararlar sadece bugünü değil, yarını da şekillendirir.
İşte Kocaeli böyle bir dönemeçten geçmekte...
Dinleyelim mi!
https://www.youtube.com/watch?v=thfwnGJ1GWs