
Demokrasi mücadelesi çok uzun soluklu bir mücadeledir!
Bir mücadelede umut olmadan birşey olmaz.
Eğer "Her şey bir anda, bir, bir gecede yıkılsın gitsin diyorsanız",
ya da "Zaten hiçbir şey değişmeyecek diyorsanız bu mücadele sizin için değil.
Sizin de zaten umuda gereksiniminiz yok demektir.
Biz her zaman sadece gönenç içinde inat ve inanç içinde bir şekilde mücadele edecek olan herkese şunu söyledik;
Demokrasi mücadelesi çok uzun soluklu bir mücadeledir.
Bu AKP iktidarın gidişi bir gece kalp krizinden tak diye giden bir insanın gidişi gibi olmayacaktır.
Biz sağlam durdukça;
Kan kaybından gidecek.
Bizlerin yaptığı direnişler röportajlar, yayınlar, mücadeleler, siyasal partilerin verdikleri mücadele,
Türkiye'deki KHK'lı mazlumların, emekçilerin, emeklilerin, köylülerin, kadınların, genç insanların bu rejime karşı verdikleri mücadelelerin tamamı,
ya da iktidar içerisinden çıkan eski bakan Çelik gibi insanların tamamının yaptıkları koca AKP gövdesine bir küçük çizik atmaktır..
Öyle düşünelim.
Saray rejimi koca bir gövde.
Buna herkes bir çizik atıyor.
En çok da bu işin işaret fişeğini patlatan ve bugün 6-7 adımlık hücresinde, cesareti ile başlangıç yapan Ekrem İmamoğlu, göreve başladığı günden beri sokaklarda yürüyerek saçlarını beyazlatan Özgür Özel ciddi anlamda çizik attı ve kan kaybına neden oldu her bir çizik.
İnanın ki bu ceberrut siyasal İslamcı AKP iktidarı kan kaybından ölecek.
İşte bu nedenle bu YENİ parti de bu iktidara atılmış olan en büyük çiziktir.
Bu da çok önemli bir aşamadır.
Doğrudan iktidarı yıkar,
iktidara gelir, Türkiye'de birçok şeyi değiştirir.
Öyle göründüğü kadar da hiç de kolay değil bunlar.
Zaten çok zor olduğu için bütün bu mücadeleler veriliyoruz
İki yıl önce konuştuğumuz aktörler şimdi hapiste;
Başta Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş olmak üzere sayısız insan rehin alınmıştır.
Kolay değil.
Aşama aşama gidiyoruz.
Uzun soluklu bir yürüyüş bu.
23 yıldır iktidarda olan AKP sürekli gömlek değiştirerek siyasal İslam’ın temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor.
"Hiç gitmeyecekler daha da güçlenecekler" diyenler zaten kaybetmiştir.
Onlar arkamızda bırakalım biz önümüze konulan "YENİ"nin eskiden kalan zaaflarını temizlemeye bakalım...
Amaç çok daha büyük bir çizik atmak!
Siyaset gündeminde “Yeni Parti” tartışmaları giderek daha geniş bir yer kaplarken, iktidar cephesinde yaşandığı iddia edilen iç çekişmeler de kamuoyunun dikkatini çekmeye devam ediyor. Son dönemde yapılan siyasal değerlendirmeler, yalnızca yeni bir partinin kuruluş sürecine değil, aynı zamanda mevcut iktidar yapısının iç dinamiklerine ve güç dengelerine de ışık tutuyor.
Toplumsal muhalefetin “Yeni Parti” etrafında şekillenebileceğine dair görüşlerin yalnızca kamuoyu araştırmalarına dayanmadığı, aynı zamanda iktidar blokunun kendi içindeki rekabetten beslendiği yönünde güçlü savlar dile getiriliyor. Bu bağlamda, siyaset kulislerinde dolaşan bilgiler, iktidar içindeki farklı güç odakları arasında süregelen gerilimlerin zaman zaman kamuoyuna veri akışı olarak yansıdığı savlarını da beraberinde getiriyor.
Ortaya atılan savlara göre, iktidar yapısı içerisinde üç ayrı güç odağı dikkat çekiyor ve bu odaklar arasında yaşanan mücadeleler, çeşitli bilgi sızıntılarını da tetikliyor. Bu durumun, kamuoyuna yansıyan kimi gelişmelerin arka planını oluşturduğu ifade edilirken;
Bilgiye erişimin hızlandığı günümüz iletişim çağında “Sıkı takip” ve “Mutlak denetim” söylemlerinin de gerçeklikten uzaklaştığı belirtiliyor. Artık bilginin dolaşımı, geleneksel kontrol mekanizmalarının ötesine geçmiş durumda.
Öte yandan, bazı siyasal aktörlerin “Yurt dışı istihbarat örgütlerinin Türkiye’nin içine sızdığı” yönündeki açıklamaları da tartışmaların bir diğer boyutunu oluşturuyor. Bu tür ifadelerin, devletin güvenlik kapasitesine dair soru işaretlerini artırdığı ve kamuoyunda bir zafiyet algısı yarattığı yönünde eleştiriler yapılıyor. Nitekim bu noktada, “Eğer böyle bir sızma söz konusuysa, bu durum ciddi bir güvenlik açığı değil midir?” sorusu daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanmış durumda.
Açıklamalarda ayrıca Türkiye’nin uluslararası ilişkileri de önemli bir referans noktası olarak ele alınıyor. Özellikle son NATO Zirvesi gibi uluslararası platformlarda Türkiye’nin, ABD , Almanya, İngiltere ve Rusya gibi ülkelerle sürdürdüğü diplomatik temaslar anımsatılarak, “İktidarın dış güçler tarafından zayıflatıldığı” yönündeki söylemlerin kendi içinde çelişkiler barındırdığı ifade ediliyor. Bu tablo, dış politika ile iç siyaset söylemleri arasındaki uyumsuzluğu da gözler önüne seriyor.
Yeni kurulan ya da kurulması planlanan partilere ilişkin değerlendirmelerde ise daha temkinli ancak stratejik bir bakış açısı öne çıkıyor. Bu girişimlerin kısa vadede mevcut iktidar yapısını doğrudan değiştirmesinin zor olduğu kabul edilmekle birlikte, orta ve uzun vadede siyasal dengeler üzerinde önemli etkiler yaratabileceği vurgulanıyor. Demokrasi mücadelesinin doğası gereği uzun soluklu bir süreç olduğu, ani kırılmalardan ziyade birikimli değişimlerle ilerlediği gerçeği bir kez daha anımsatılıyor.
Bu çerçevede geçmişte yaşanan ifşalar, açıklamalar ve siyasal çıkışların da iktidar üzerinde “Aşındırıcı” bir etki yarattığı;
Yeni siyasal oluşumların ise bu sürecin devamı niteliğinde olduğu ifade ediliyor. Her bir gelişmenin, var olan yapının dayanıklılığını test eden bir unsur olduğu ve zaman içerisinde bu etkilerin birikerek daha büyük dönüşümlere zemin hazırladığı belirtiliyor.
Son olarak, iktidarın geleceğine dair yapılan analizlerde, dış faktörlerden çok iç dinamiklerin belirleyici olacağı görüşü öne çıkıyor. Siyasi tarih örneklerine de atıfla, benzer yapıların çoğunlukla dış müdahalelerden çok kendi iç çelişkileri ve çatışmaları sonucunda çözülme sürecine girdiği ifade ediliyor. Bu bağlamda “Bu tür yapılar genellikle içeriden çözülür” tespiti, mevcut tabloyu anlamlandırmak açısından önemli bir perspektif sunuyor.
“Yeni Parti”nin yarattığı siyasal hareketlilik ve yakaladığı toplumsal sinerji ise bu sürecin önemli bir aşaması olarak değerlendiriyoruz. Henüz yolun başında olan bu girişimin, mevcut siyasal dengeleri ne ölçüde değiştireceği zamanla netlik kazanacak olsa da, şimdiden önemli bir “Kırılma noktası” oluşturma potansiyeli taşıdığı yönünde genel bir görüş ve düşünce oluşmuş durumda.
Türkiye siyaseti, hem içerideki güç mücadeleleri hem de yeni arayışların etkisiyle yeniden şekillenme sürecine girerken; Önümüzdeki dönemin, bu dinamiklerin nasıl evrileceğini gösterecek kritik bir dönem olacağı görülüyor.