
Butlancı kayyım Tahsin Tarhan;
Sahi kimsiniz siz?
Siyaset yalnızca bir makamda bulunmak değildir;
Bir kentin hafızasında yer edinebilmektir.
Kocaeli gibi emeğin, direncin ve toplumsal bilincin güçlü olduğu bir şehirde siyaset yapıp da geriye anlamlı bir iz bırakamamak, başlı başına bir başarısızlıktır. İnsanlar sizi canım sanıyorsa, sözleriniz hiç kimsenin yaşamına bir türlü değmemişse, bulunduğunuz yer sadece bir unvandan ibaret kalır.
Sizin siyasal geçmişiniz tam da bu boşluğu anlatıyor.
Ne güçlü bir toplumsal bağ, ne akılda kalan bir duruş ne de zor zamanlarda sergilenen bir dayanışma örneğinin zerresini göremedik sizde.
Tam tersine, kritik anlarda geri duran, sorumluluktan kaçan silik bir profil sergilediniz sayın Tarhan.
Bunun en somut örneklerinden biri, yıllar önce yaşanan ve hafızalara kazınan bir olaydır:
Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 20 Kasım’da görülmesi planlanan davanın ilk duruşması, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı rapor doğrultusunda “Güvenlik” gerekçesiyle Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi’ne alınmıştı.
Bu kapsamda biri polis memuru olmak üzere 5 tutuklu, 3 tutuksuz polis memuru olmak üzere toplam 8 sanık, Kayseri Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanacaktı.
Eskişehir’de 2 Haziran gecesi Gezi Parkı eylemleri sonrasında darp edilen üniversite öğrencisi kardeşimiz Ali İsmail Korkmaz, 10 Temmuz’da tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmişti.
20 Kasım’da Kayseri’de yapılacak olan ilk duruşmaya katılmak için Kocaeli’ndeki gençler bir çalışma yapmışlardı. Üç otobüs dolusu insan duruşmaya gitmek istiyordu. İsimlerini yazdıranların tamamı.
Ne var ki bir otobüsün parasını toplayabilmişti gençler;
İki otobüsün parası yoktu.
Bana geldiler: “Abi, bize destek olur musun? Biz iki otobüsün parasını toplayamadık ama insanlar duruşmaya gitmek istiyor.
Annesini yalnız bırakmamak, Ali İsmail Korkmaz’a karşı son görevlerini yapmak istiyorlar.” diyerek destek talebinde bulundular.
O dönem Sayın Tarhan, siz milletvekiliydiniz ve aynı zamanda sanayici bir iş insanıydınız. 2000 işçinin çalıştığı fabrikanın sahibiydiniz.
Servis hizmeti yapan firmalardan iki otobüsü ücretsiz temin edebileceğiniz, en azından cüzi bir destek sunabileceğiniz bir konumdaydınız. Üstelik bunun maliyeti sizin için bir yük de değildi.
Ancak “Ben bu topa girmem.” gibi kaba bir ifadeyle talebi reddettiniz.
Alttan aldım, “Bari bir tanesini siz ayarlasanız.” dedim; ona bile yanaşmadınız. Sizin için o gün bir not düşmüştüm; Öylece de sınıfta kalmıştınız.
Ha!
Utanır mısınız bilmem biz 3 otobüs Kayseri'ye Ali İsmail Korkmaz'ın duruşmasına gittik,
Annesiyle sarıldık, kucaklaştık, ağlaştık. Mahkeme salonunda sözümüzü haykırdık...
Sonrasında ÖDP’nin Kocaeli’de düzenlediği ve 24 Ocak kararlarının anlatıldığı bir panel vardı. Bu panelde konuşmacı olarak İbrahim Aydın’ın yanında sizi de kürsüye davet etmişlerdi. Elinize tutuşturulan notu dahi doğru dürüst okuyamadan kürsüden indiniz. 24 Ocak kararları hakkında ne söyleyeceğinizi şaşkınlıkla beklemiştim.
Genelde bu tür toplantılarda konuşmayı tercih etmem; Ancak o gün söz istedim ve kürsüye çıktım. Milletvekilliğinizden önce de sonra da asıl kimliğinizin sanayici bir iş insanı olduğu biliniyordu. Sevilgen'lerin Cumhuriyet Halk Partisi’yle de olan ilişkinizin bu çerçevede şekillendiği kamuoyunda sıkça dile getiriliyordu.
O gün, 24 Ocak kararları hakkında, sanayici bir iş insanı olarak, bir sol partinin salonunda kürsüde bulunmanızı anlamakta zorlandığımı ifade etmek istedim.
Bunu anlatmaya başladığımda salonu terk ettiniz. O gün sol gözüken bugünse sağa hizmet eden bir basın organından sizin basın danışmanınız bir şeyler söylemeye çalıştı;
Ona da gerekli yanıtı vermiştim.
MESS patronluğunu yapmış Turgut Özal’ın Amerika’dan yazdığı mektubu kürsüde anlattım. Sanayici iş insanlarının talepleri doğrultusunda 12 Eylül faşist askeri darbesinin nasıl şekillendiğini ifade ettim.
O dönemde ayağından kurşun yemiş bir insanın yanına sanayici iş insanı birinin oturtulmasını da doğru bulmadığımı söylemişdim.
Bu yaşanmışlıklar birer anı değil;
Bir siyasetçinin karakterini, reflekslerini ve sınırlarını gösteren somut örneklerdir. Zor bir günde elini taşın altına koymayanın, bugün “Sorumluluk aldım” demesi inandırıcı değildir, hatta biraz da komik düşmektedir.
O gün bugündür ortalarda gözükmeyen, hiçbir konuda bir yaralı parmağı işlememiş, elini taşın altına sokmamış birinin bugün toplumsal muhalefetin yoğunlaştığı bir yerde, yeniden butancılar sayesinde piyasa edilmesi hiç de şaşırtıcı değildir.
Bugün gelinen noktada ise çok daha büyük bir çelişkiyle karşı karşıyayız.
Halkta karşılığı olmayan toptancı Kayyım Kılıçdaroğlu eliyle kurulan ilişkiler üzerinden yeniden sahneye çıkıp Kocaeli siyasetinde yön verme savında bulunuyorsunuz.
Ne var ki bu şehrin hafızası güçlüdür. Kim nerede durmuş, kim ne yapmış, kim hangi anda geri çekilmiş; hepsi bilinir.
Siyaset güçle değil,
karakterle ölçülür.
Karakter en çok zor zamanlarda ortaya çıkar.
Dün bir otobüsün arkasında duramayanın, bugün bir emek kenti Kocaeli'yi yönetmeye talip olması sizin için de butlan kayyımı Kılıçdaroğlu içinde ciddi bir inandırıcılık sorunudur.
Bugün yeniden Türkiye’deki toplumsal muhalefetin umudu olan bir partinin başına, yargı eliyle gelen kayyım tartışmaları eşliğinde ve Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla Kocaeli’de partiye yön vermeye çalışan sanayici iş adamı;
Sahi, kimsiniz siz?
Bu sorunun yanıtı artık sözlerde değil;
Geçmişte saklıdır...