
9 yaşında başlayan emek, 14 yaşında mutfağa dönüşen bir tutku… Sevdet Ayhan’ın Diyarbakır’dan Edirne’ye uzanan hikâyesi, gastronominin yalnızca yemek yapmak değil; emek, azim, cesaret ve hayallerin peşinden gitmek olduğunu bir kez daha gösterdi.
YAZAR: Özgen Sarıkaya / Net Medya Grup
Bazen bir yolculuk yalnızca kilometrelerden ibaret değildir…
Kocaeli’den Edirne’ye doğru yola çıktığımda, önümde sadece bir gastronomi festivali olduğunu düşünüyordum. Ancak bu yolculuğun, yıllar sonra yeniden canlanan askerlik anılarımın yanı sıra, genç bir kadın şefin hayat hikâyesine tanıklık edeceğim bambaşka bir yolculuğa dönüşeceğini bilmiyordum.
Edirne benim için sıradan bir şehir değil.
1990’lı yıllarda vatani görevimi yapmak üzere geldiğim bu güzel sınır kentinde tam 15 ay askerlik yaptım. Dile kolay, tam 15 ay…
Edirne’nin yazın kavurucu sıcağını, kışın insanın içine işleyen soğuğunu; insanlarının sıcaklığını, samimiyetini ve kendine özgü havasını yıllar geçmesine rağmen unutmadım
Askerliğimi tamamlayıp İstanbul’a döndükten sonra aradan tam 36 yıl geçti. Bir daha Edirne’ye yolum düşmedi.
Ta ki Topraktan Sofraya 3. Edirne Gastronomi Festivali için aldığım davete kadar…
AGAFED Gastronomi Derneği Başkanı Ahmet Karaman ve UGASDER Dernek Başkanı, sevgili MasterChef Ceyda Özdemirli tarafından yapılan davetle Edirne’ye doğru yeniden yola çıktım.
Bu kez elimde askerlik çantam değil, yıllar sonra yeniden kavuşmanın heyecanı ve gastronominin renkli dünyasına dair merakım ve fotoğraf makinam vardı
Fakat bu yolculukta beni en çok etkileyen şey, festival yolunda tanışacağım genç bir kadın olacaktı.
DİYARBAKIR’DAN EDİRNE’YE TEK BAŞINA…
İstanbul’da, WOW Otel önünden Edirne’ye hareket edecek aracı bekleyen genç bir kızımızla tanıştım.
İlk karşılaşmamız sıradan bir yolculuk sohbeti gibiydi.
Fakat sohbet ilerledikçe karşımda yalnızca bir gastronomi öğrencisi ya da mutfak çalışanı olmadığını fark ettim.
Karşımda hayallerinin peşinden gitmekten korkmayan, mesleğine tutkuyla bağlı, genç yaşında hayatın sorumluluğunu omuzlarına almış bir kadın şef adayı vardı:
Sevdet Ayhan…
Diyarbakır’dan çıkmış, tek başına İstanbul’a gelmiş, ardından yine tek başına Edirne’ye doğru yola koyulmuştu.
Üstelik amacı sadece bir festival gezmek değildi.
O, mesleğini geliştirmek, kendisini göstermek, yeni insanlar tanımak, yeni lezzetler öğrenmek ve mutfaktaki hikâyesine yeni bir sayfa eklemek için yüzlerce kilometrelik bir yolculuğa çıkmıştı.
Yol boyunca yaklaşık üç saat sohbet etme fırsatımız oldu.
Edirne’de festival süresince de dört gün boyunca kendisini yakından tanıma fırsatı buldum.
Ve Sevdet’in hikâyesi beni gerçekten çok etkiledi.
9 YAŞINDA BAŞLAYAN HAYAT MÜCADELESİ
Sevdet’in hikâyesinin en dikkat çekici taraflarından biri, mutfağa olan sevgisinin çok küçük yaşlarda başlamış olması.
Henüz 9 yaşındayken çalışmaya başlayan Sevdet, 14 yaşında mutfağın kapısından içeri girmiş.
O gün bugündür mutfaktan hiç kopmamış.
Birçok insan için mutfak yalnızca bir iş yeri olabilir.
Ama Sevdet için mutfak çok daha fazlası…
Mutfak onun için hayatın kendisi.
Çalışmak, öğrenmek, üretmek, kendisini geliştirmek ve her tabakta yeni bir hikâye anlatmak…
Onun dünyasında yemek yalnızca karın doyurmak değil.
Bir tabağın içinde emek var.
Bir lezzetin arkasında saatlerce süren çalışma var.
Bir tarifin arkasında geçmişten gelen bir hikâye var.
Ve bütün bunların merkezinde insan var.
“ABİ, BEN MESLEĞİMİ SEVİYORUM…”
Bir sohbetimiz sırasında kendisine, genç yaşına rağmen Diyarbakır’dan kalkıp tek başına Edirne’ye kadar gelmesini nasıl başardığını sordum.
Çünkü açıkçası bir baba olarak bu durum beni ayrıca duygulandırdı.
Ben iki kız babasıyım.
Kız çocuklarının ne kadar değerli olduğunu, onların hayallerinin, cesaretlerinin ve hayata karşı mücadelelerinin ne kadar kıymetli olduğunu çok iyi biliyorum.
Sevdet’e baktığımda da yalnızca genç bir şef görmedim.
Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan genç bir kadının cesaretini gördüm.
Ona, “Kızım, bu yaşta tek başına Diyarbakır’dan Edirne’ye kadar geliyorsun. Bunu nasıl başarıyorsun? Sendeki bu azim ve özgüven gerçekten çok değerli” dediğimde verdiği cevap hâlâ aklımda:
“Abi, ben mesleğimi seviyorum. Mesleğime aşığım. Yemek yapmak benim hayat felsefem oldu.”
İşte o anda Sevdet’in neden yüzlerce kilometreyi tek başına aştığını daha iyi anladım.
Çünkü bazı insanlar bir mesleği yapar.
Bazı insanlar ise mesleğini hayatının bir parçası haline getirir.
Sevdet ikinci gruptaydı.
HER TABAKTA BİR HİKÂYE VAR
Sevdet’in sözleri arasında özellikle bir cümle dikkatimi çekti:
“Emek, tutku, lezzet… Her tabakta bir hikâye, her hikâyede bir emek var.”
Bu cümle aslında onun hayatının da özeti gibiydi.
9 yaşında başlayan çalışma hayatı…
14 yaşında girilen mutfak…
Yıllar boyunca süren emek…
Öğrenme arzusu…
Kendini geliştirme çabası…
Ve sonunda gastronomi dünyasında kendisine bir yer açma mücadelesi…
Bütün bunların ortak noktası emekti.
Sevdet, disiplinle, azimle ve sevgiyle pişirdi.
Öğrendi.
Gelişti.
Hatalarından ders çıkardı.
Ve her yeni deneyimi kendisini biraz daha ileri taşımak için kullandı.
MASTERCHEF DENEYİMİ DE ONU DURDURAMADI
Sevdet Ayhan’ın yolculuğunda önemli duraklardan biri de MasterChef yarışması oldu.
Yarışmada ikinci turda elenmesi, onun için yolun sonu olmadı.
Tam tersine…
Yaşadığı deneyimi yeni bir başlangıç olarak gördü.
Çünkü Sevdet için başarısızlık, vazgeçmek anlamına gelmiyordu.
Her deneyimin kendisine yeni bir şey öğrettiğine inanıyordu.
Yarışmadan sonra da mutfaktan kopmadı.
Daha fazla çalıştı.
Daha fazla öğrendi.
Kendisini geliştirmeye devam etti.
Çünkü onun dünyasında önemli olan yalnızca bir yarışmayı kazanmak değil, mesleğinde kendisini her gün biraz daha geliştirebilmekti.
DİYARBAKIR’DAN EDİRNE’YE UZANAN YOL…
Bir tarafta Türkiye’nin doğusundan Diyarbakır…
Diğer tarafta Türkiye’nin batısında, Avrupa’ya açılan kapımız Edirne…
Arada yüzlerce kilometrelik bir mesafe…
Ama Sevdet için bu mesafenin hiçbir önemi yoktu.
Çünkü gastronominin sınırları yoktu.
Bir lezzet, Diyarbakır’dan Edirne’ye ulaşabiliyordu.
Bir insanın hayali de aynı şekilde şehirlerin, bölgelerin ve mesafelerin ötesine geçebiliyordu.
Sevdet’in Edirne yolculuğu bana bunu yeniden hatırlattı.
Bazen insan bir şehre gitmez; bir hayalin peşinden gider.
Sevdet de Diyarbakır’dan Edirne’ye aslında yalnızca bir gastronomi festivaline gelmedi.
Hayallerini, emeğini ve mutfağa duyduğu sevgiyi de beraberinde getirdi.
GENÇ KADINLARIN CESARETİNE BİR ÖRNEK
Sevdet’in hikâyesinde beni en çok etkileyen noktalardan biri de genç yaşına rağmen taşıdığı özgüven oldu.
Bugün gençler için hayatın birçok alanında zorluklar bulunuyor.
Ekonomik şartlar, iş hayatının zorlukları, eğitim ve meslek edinme süreçleri…
Bütün bunların içerisinde bir genç kadının kendi mesleğine inanması, tek başına yola çıkabilmesi ve kendisini geliştirmek için şehirler aşması önemli bir yaşam hikâyesi oluşturuyor.
Sevdet’in hikâyesini önemli yapan da yalnızca yaptığı yemekler değil.
Hayallerinin peşinden gitmesi.
Çalışması.
Kendi emeğine güvenmesi.
Vazgeçmemesi.
Ve en önemlisi, kendisini geliştirmeye devam etmesi…
“LEZZET BİR YETENEK DEĞİL, BİR EMEK İŞİDİR”
Sevdet Ayhan’ın hayat felsefesini anlatan belki de en güçlü cümle şu:
“Lezzet bir yetenek değil, bir emek işidir.”
Bu cümle yalnızca mutfak için değil, hayatın birçok alanı için de anlam taşıyor.
Çünkü hiçbir başarı yalnızca yetenekle gelmiyor.
Arkasında emek var.
Sabır var.
Disiplin var.
Azim var.
Ve bazen defalarca yeniden başlamak var.
Sevdet de bunu kendi hayatıyla göstermiş.
Henüz 9 yaşında başlayan çalışma hayatından bugün gastronomi dünyasında kendisine bir yol çizmeye kadar geçen süreçte, onun en büyük sermayesi emeği ve mesleğine duyduğu sevgi olmuş.
EDİRNE’DEN GERİYE KALAN…
Ben Edirne’ye yıllar sonra yeniden döndüm.
36 yıl önce bıraktığım şehri yeniden gördüm.
Eski anılarım canlandı.
İnsanlarını yeniden tanıdım.
Gastronominin birleştirici gücüne bir kez daha şahit oldum.
Ama bu yolculuktan geriye benim için yalnızca Edirne’nin tarihi, kültürü ve eşsiz lezzetleri kalmadı.
Bir genç kadının hikâyesi kaldı.
Sevdet Ayhan’ın hikâyesi…
Diyarbakır’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Edirne’ye uzanan bir yolculuk…
9 yaşında başlayan çalışma hayatı…
14 yaşında açılan mutfak kapısı…
Yıllar boyunca süren emek…
MasterChef deneyimi…
Pes etmeyen bir mücadele…
Ve bugün hâlâ devam eden bir gastronomi yolculuğu…
Belki de Sevdet’in hikâyesinin en güzel tarafı şu:
O daha yolun başında.
Önünde öğrenilecek çok tarif, keşfedilecek çok lezzet, gidilecek çok şehir ve anlatılacak çok hikâye var.
Ben ise Edirne’den ayrılırken bir kez daha şuna inandım:
Bir insan mesleğini seviyorsa, o meslek zamanla onun hayat hikâyesine dönüşüyor.
Sevdet Ayhan’ın hikâyesi de tam olarak böyle…
Diyarbakır’dan başlayan ve Edirne’ye kadar uzanan bu gastronomi yolculuğu, belki de ileride Türkiye’nin dört bir yanında anlatılacak çok daha büyük bir hikâyenin ilk sayfaları.
Ve o hikâyenin merkezinde genç bir kadın var:
Sevdet Ayhan…
Emeğe inanan…
Lezzete âşık…
Mutfakta hayatını bulan…
Asla pes etmeyen…
Ve hayallerinin peşinden kilometrelerce yürümekten korkmayan bir kadın şef.
Çünkü onun dediği gibi:
“LEZZET BİR YETENEK DEĞİL, BİR EMEK İŞİDİR.”