
Bu yalnızca bir siyasi partinin kuruluş tarihi değildir. Bu tarih, aynı zamanda Kuvayı Milliye ruhunun, bağımsızlık mücadelesinin, Cumhuriyet fikrinin ve Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki kurucu iradenin siyasal örgütlenmeye dönüşmesinin tarihidir
Özgen Sarıkaya – Gazeteci Yazar

103. YILDA BUTLAN VE KURUCU İRADENİN TEMSİLCİSİ KİM?
Tam 103 yıl…
Bu yalnızca bir siyasi partinin kuruluş tarihi değildir. Bu tarih, aynı zamanda Kuvayı Milliye ruhunun, bağımsızlık mücadelesinin, Cumhuriyet fikrinin ve Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki kurucu iradenin siyasal örgütlenmeye dönüşmesinin tarihidir.
CHP’nin kuruluş hikâyesi salonlarda değil, savaş meydanlarının gölgesinde yazılmıştır.
Bu nedenle CHP’nin kuruluş yıl dönümünü kutlamak, yalnızca geçmişe bakmak değil; “Bu miras bugün kimin elinde?” sorusunu da sormaktır.
İşte tam da burada CHP’nin 103 yıllık tarihinin en önemli tartışmalarından biri karşımıza çıkıyor:
Kurucu iradenin gerçek temsilcisi kimdir?
SAVAŞ MEYDANLARINDAN CUMHURİYET’E UZANAN İRADE
CHP'nin tarihsel kökleri, Milli Mücadele döneminin Müdafaa-i Hukuk ve Kuvayı Milliye anlayışına dayanır.
Bu anlayışın temelinde bir tek düşünce vardı:
Milletin iradesi üzerinde hiçbir güç yoktur.
Bağımsızlık, milli egemenlik, Cumhuriyet, laiklik, halkçılık, devletçilik, milliyetçilik ve devrimcilik…
Atatürk'ün altı oku, yalnızca bir parti programının maddeleri değil; Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin temel taşlarıdır.
Dolayısıyla CHP'nin tarihsel kimliğini yalnızca tabela, bina, genel başkanlık koltuğu veya parti örgütü üzerinden değerlendirmek mümkün değildir.
Asıl mesele şudur:
Siyasi irade kimin elindedir ve o irade halkın iradesini mi, yoksa başka güçlerin siyasi hesaplarını mı temsil etmektedir?
12 EYLÜL: KURUCU İRADENİN PARTİSİ KAPATILDI
1980 askeri darbesi Türkiye'nin demokratik hayatında ağır bir kırılma yarattı.
CHP de bu müdahaleden payını aldı.
Parti kapatıldı, yöneticileri siyasi faaliyetlerden uzaklaştırıldı ve CHP'nin örgütsel varlığına son verildi.
Ancak bir siyasi parti kapatılabilir.
Bir tabela indirilebilir.
Bir bina boşaltılabilir.
Fakat bir halkın hafızasını ve bir siyasi düşüncenin tarihsel köklerini ortadan kaldırmak kolay değildir.
1990'lı yıllarda CHP yeniden siyaset sahnesine döndü.
Deniz Baykal'ın genel başkanlığında yeniden örgütlendi.
Daha sonra SHP ile birleşme süreci yaşandı ve CHP, tarihsel kimliğini yeniden toplumsal siyasetin merkezine taşımaya çalıştı.
Ancak bu süreç, CHP açısından kolay olmadı.
BAYKAL DÖNEMİNDEN KILIÇDAROĞLU DÖNEMİNE
Deniz Baykal döneminin sonlarına doğru CHP, seçimlerde beklenen toplumsal karşılığı bulmakta zorlandı.
Baraj altında kalınan dönemler yaşandı.
Parti, uzun süre toplumun geniş kesimlerini iktidar alternatifi olduğuna ikna etmekte zorlandı.
Ardından Baykal'ın istifasına yol açan kaset skandalı geldi.
CHP'nin başına Kemal Kılıçdaroğlu geçti.
Toplumda başlangıçta önemli bir değişim beklentisi oluştu.
Ancak yıllar içerisinde CHP'nin seçim performansı, uzun süre yüzde 20-25 bandındaki muhalefet kimliğinin dışına çıkamadı.
CHP seçimlere giriyor, milletvekilleri çıkarıyor, muhalefet görevini sürdürüyordu.
Fakat temel sorun değişmiyordu:
CHP bir türlü iktidar alternatifi olamıyordu.
İşte CHP'nin tarihsel kaderini değiştirecek kırılma noktası tam da burada ortaya çıktı.
38. KURULTAY: DEĞİŞİMİN KAPISI
2023 yılında gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultay, CHP açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Özgür Özel ve ekibinin ortaya koyduğu “değişim” söylemi, parti tabanında önemli bir karşılık buldu.
Kurultay sonucunda Özgür Özel genel başkan seçildi.
Bu sonuç yalnızca bir genel başkan değişikliği değildi.
Uzun yıllar boyunca iktidara ulaşamayan CHP'nin kendi içerisindeki siyasi anlayışını değiştirme iradesiydi.
Ve bunun karşılığı çok kısa süre sonra sandıkta ortaya çıktı.
2024: CHP'NİN YENİDEN UMUT OLMASI
2024 yerel seçimleri, CHP açısından tarihi bir sonuç doğurdu.
CHP, Türkiye genelinde birinci parti konumuna yükseldi.
Büyükşehirlerde ve birçok kentte önemli başarılar elde etti.
Seçmen, yıllardır iktidar alternatifi arayan CHP'ye yeni bir kredi açtı.
Burada üzerinde durulması gereken çok önemli bir nokta var:
CHP'nin değişim söylemi sandıkta karşılık bulmuştu.
Demek ki toplum CHP'den değişim istiyordu.
Demek ki seçmen eski siyaset tarzından yorulmuştu.
Demek ki CHP'nin yeniden iktidar umudu olabileceğine dair toplumsal beklenti oluşmuştu.
SONRA NE OLDU?
Tam da CHP'nin yeniden yükselişe geçtiği bir dönemde parti içi Mutlak Butlan ve hukuki tartışmalar derinleşti.
Kurultayın hukuki geçerliliği üzerinden başlayan tartışmalar, CHP'nin geleceğini doğrudan etkileyen bir siyasi krize dönüştü.
“Mutlak butlan” tartışması siyasetin merkezine oturdu.
Burada önemli olan yalnızca hukuki kavram değildir.
Asıl mesele, seçimle belirlenmiş bir siyasi iradenin yerine başka bir iradenin(3 Hakimin verdiği Mutlak Butlan kararı) geçirilmesinin CHP'nin tarihsel anlayışıyla bağdaşıp bağdaşmadığıdır.
Çünkü CHP'nin kuruluş felsefesinin temelinde milli irade vardır.
Ve milli irade yalnızca sandıkta değil, parti içerisinde de demokratik süreçlerin temel dayanağı olmak zorundadır.
103 YILLIK CHP'DE ASIL SORU: KURUCU İRADE KİM?
Bugün CHP'nin kuruluş yıl dönümünde herkes aynı soruyu sormalıdır:
Kurucu iradeyi temsil etmek, yalnızca Atatürk'ün adını anmak mıdır?
Yoksa;
Milli egemenliği savunmak,
Örgütün iradesine saygı göstermek,
Seçilmiş yöneticilerin hukukunu korumak,
Halkın sandıkta verdiği mesajı anlamak,
İktidar hedefinden vazgeçmemek,
Demokratik siyaseti savunmak,
Altı okun temel değerlerini günümüz koşullarında yaşatmak mıdır?
Bence cevap açıktır
Kurucu irade, geçmişin makamlarını korumak değil, geleceğin Cumhuriyetini kurma cesaretidir.
KILIÇDAROĞLU VE “BUTLAN” SİYASETİ
Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'deki siyasi geçmişi elbette partinin 103 yıllık tarihinin bir parçasıdır.
Ancak tarih, yalnızca makamda bulunmuş olmayı değil, o makamın hangi sonuçları doğurduğunu da sorgular.
Kılıçdaroğlu döneminde CHP uzun yıllar seçimlere girdi.
Muhalefet görevini sürdürdü.
Ancak CHP'nin temel problemi çözülemedi:
İktidar olunamadı.
Bugün Kılıçdaroğlu ve onun çizgisinde hareket eden siyasi aktörlerin CHP'nin kurucu iradesini temsil ettiklerini ileri sürmeleri, beraberinde ciddi bir siyasi çelişki getiriyor.
Çünkü kurucu irade, milletin iradesini esas alır.
Peki 2023 kurultayında ortaya çıkan değişim iradesi ve 2024 seçimlerinde sandıktan çıkan güçlü toplumsal destek ne olacaktır?
Bu irade görmezden gelindiğinde, “kurucu irade” söylemi yalnızca tarihsel bir kavramı siyasi meşruiyet aracı olarak kullanmaya dönüşmez mi?
İşte asıl tartışılması gereken budur.
BUTLAN, SADECE HUKUKİ BİR KAVRAM DEĞİLDİR
Bugün “mutlak butlan” üzerinden yürütülen tartışma, CHP'nin geleceği açısından hukuki olduğu kadar siyasi bir tartışmadır.
Çünkü mesele yalnızca bir kurultayın geçerli olup olmadığı değildir.
Mesele;
CHP'nin geleceğini kim belirleyecek?
Parti üyeleri mi?
Delegeler mi?
Sandıkta oy veren milyonlar mı?
Yoksa geçmişte partiyi yönetmiş isimlerin siyasi iradesi mi?
CHP'nin 103 yıllık tarihine baktığımızda cevap nettir:
CHP'nin sahibi hiçbir genel başkan değildir. CHP'nin sahibi millettir.
Genel başkanlar gelir ve gider.
Yönetimler değişir.
Kurultaylar yapılır.
Ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin halkla kurduğu tarihsel bağ devam eder.
SARAYIN GÜDÜMÜ VE SİYASİ ÇELİŞKİ
Bugün CHP içerisindeki bazı aktörlerin izlediği siyaset, tabanda ciddi soru işaretleri yaratmaktadır.
Bir siyasi hareketin kendi seçilmiş genel başkanını ve örgütsel iradesini tartışmalı hale getirerek yeniden eski yönetim anlayışına dönmeye çalışması, ister istemez şu soruyu doğurur:
Bu süreç CHP'yi iktidara mı taşıyacak, yoksa yeniden yıllarca sürecek bir iç tartışmanın içine mi hapsedecek?
CHP'nin tarihsel görevi iktidar olmaktır.
Muhalefette kalmayı bir kader haline getirmek değildir.
İktidar hedefini sürekli erteleyen, kendi içerisinde bitmeyen liderlik tartışmaları yaşayan ve toplumun değişim talebini okuyamayan bir siyasi yapı, ne kadar yüksek sesle Atatürk dese de kurucu iradenin ruhuna ulaşamaz.
Çünkü Atatürk'ün siyasi anlayışı, başarıyı ve milletin iradesini merkeze koyuyordu.
YENİ PARTİ VE KURUCU İRADENİN YENİDEN YORUMLANMASI
Bugün ortaya çıkan yeni siyasi oluşumun kendisini Atatürk'ün altı oku, Cumhuriyet değerleri ve kurucu irade üzerinden tanımlaması da bu nedenle ayrıca değerlendirilmelidir.
Eğer CHP içerisinde siyaset yapmanın yollarının kapandığına inanan bir kadro, yeni bir siyasi parti kurarak yeniden halka dönüyor ve “Biz kurucu iradenin temsilcisiyiz” diyorsa, bunun gerçek sınavı tabelada değil, sandıkta verilecektir.
Çünkü siyasi meşruiyetin en güçlü kaynağı halktır.
Yeni parti gerçekten kurucu iradeyi temsil etmek istiyorsa;
Altı oku yalnızca logoya koymak yetmez.
Örgüt demokrasisini işletmek gerekir.
Üyeye değer vermek gerekir.
Gençlere alan açmak gerekir.
Kadınların siyasal temsiline önem vermek gerekir.
Yerel örgütlerin iradesini tanımak gerekir.
Ve en önemlisi:
İktidar hedefinden vazgeçmemek gerekir.
KURUCU İRADE KOLTUKTA DEĞİL, MİLLETİN İRADESİNDEDİR
103 yıl önce Cumhuriyet Halk Partisi'nin önünde bir hedef vardı:
Tam bağımsız, demokratik ve çağdaş bir Türkiye kurmak.
Bugün CHP'nin önünde yine bir hedef olmalıdır:
Türkiye'yi demokratik, laik, sosyal hukuk devleti anlayışıyla yönetmek ve iktidar olmak.
Bunun için geçmişin hesaplaşmalarına saplanıp kalmak yerine geleceğin Türkiye'sine bakmak gerekir.
Kılıçdaroğlu dönemi CHP'nin tarihinin bir parçasıdır.
Özgür Özel dönemi de CHP'nin tarihinin bir parçasıdır.
Yarın başka genel başkanlar da olacaktır.
Ama hiçbir genel başkan CHP'nin kendisi değildir.
Çünkü CHP, kişilerden daha büyüktür.
103 YIL SONRA TARİH YİNE SINAVA ÇAĞIRIYOR
Bugün asıl soru “CHP'nin başında kim var?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
CHP hangi anlayışın partisidir?
Geçmişin siyasal hesaplaşmalarının mı?
Yoksa geleceğin iktidar yürüyüşünün mü?
Örgüt iradesinin mi?
Yoksa dar kadro siyasetinin mi?
Halkın değişim talebinin mi?
Yoksa geçmişteki siyasi dengelerin mi?
İşte 103. yıl dönümünde CHP'nin karşı karşıya olduğu gerçek sınav budur.
Kurucu irade, kendisini yalnızca tarih kitaplarında arayanların değil;
Halkın egemenliğine inananların, Cumhuriyet'i savunanların, demokrasiye sahip çıkanların ve Türkiye'yi yönetmeye talip olanların iradesidir.
Ve unutulmamalıdır:
Kurucu irade, iktidardan kaçanların değil; milletin karşısına çıkıp “Bu ülkeyi biz yöneteceğiz” diyebilenlerin iradesidir.
103 yıl sonra Türkiye'nin ihtiyacı da tam olarak budur.
Yeni bir hesaplaşma değil…
Yeni bir umut.
Yeni bir makam savaşı değil…
Yeni bir iktidar yürüyüşü.
Ve en önemlisi;
Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'i koruyacak, geliştirecek ve geleceğe taşıyacak güçlü bir halk iradesi.
Bugün “kurucu irade benim” diyen herkese sorulması gereken soru aslında çok basittir:
“Peki, millet seni iktidara taşıyacak mı?”
Çünkü tarihin hükmünü sloganlar değil, milletin iradesi ve sandık verir.
103 yılın sonunda kurucu iradenin gerçek sahibi de son sözü söyleyecek olan da millettir.
103. YILDA GERÇEK KURUCU İRADE: GEÇMİŞİN VESAYETİNDEN GELECEĞİN UMUDUNA
Cumhuriyet Halk Partisi, 103 yıllık tarihi boyunca bu toprağın en köklü siyasi ve toplumsal hafızası olmuştur. Ancak bugün, bu tarihi mirasın kimin elinde olduğu ve kurucu iradenin gerçek temsilcisinin kim bulunduğu sorusu, her zamankinden daha hayati bir tartışmayı beraberinde getirmektedir. CHP geleneklerini, Atatürk ilke ve devrimlerini, altı oku ve kurucu iradenin özünü savunan gerçek adres, artık parti içerisindeki antidemokratik ve dar kadrocu vesayet anlayışına karşı çıkarak yeni bir yola baş koyanlardır.
Vesayet Siyasetinden Değişim Talebine
Kılıçdaroğlu dönemi ve sonrasında sürdürülen siyaset tarzı, uzun yıllar boyunca CHP’yi yüzde 25 bandına hapseden, iktidar alternatifinden uzak bir muhalefet çizgisi üretmiştir. Seçim yenilgilerinin ardından parti tabanının yükselttiği değişim çığlığı görmezden gelinmiş; “mutlak butlan” tartışmalarıyla ve hukuki, idari ayak oyunlarıyla koltuğu koruma refleksleri devreye sokulmuştur. Oysa kurucu irade, geçmişin makamlarını ve koltuklarını korumak değil, milletin iradesini merkeze koyarak iktidar yürüyüşü başlatmaktır. Bugün CHP'yi tıkayan, parti içi demokrasiyi işletmeyen ve halkın değişim talebini okuyamayan bu eski yönetim anlayışı, ne yazık ki Atatürk’ün devrimci ruhundan fersah fersah uzaktadır.
Yeni Parti ve Özüne Dönüş Hareketi
İşte tam da bu tıkanmışlık noktasında, CHP içerisinde siyaset yapma yollarının kapatıldığı, Atatürk’ün altı ok felsefesinin ve kurucu değerlerin unutturulduğu bir süreçte, yepyeni bir siyasi irade sahneye çıkmıştır. CHP’nin asıl köklerine, Kuvayı Milliye ruhuna ve halkçı özüne sadık kalan kadrolar, bu yozlaşmış düzene karşı bayrak açarak yeni bir siyasi hareket kurmuştur. Bu yeni parti;
Altı oku sadece bir amblem olarak değil, hayatın her alanında birer rehber olarak benimser.
Delegelerin değil, doğrudan üyelerin ve halkın iradesini egemen kılmak için örgüt demokrasisini işletir.
Koltuk savaşlarına hapsolan eski anlayışın aksine, doğrudan iktidarı hedefler.
Gençlerin ve kadınların önünü açarak liyakati esas alır.
Kurucu İrade Koltukta Değil, Milletin Vicdanındadır
103 yıl önce bu ülkeyi kuran irade, sarayların ya da parti içi oligarkların değil, doğrudan milletin iradesiydi. Bugün de CHP geleneğini ve kurucu iradeyi yaşatanlar, eski yönetimin butlan siyasetine boyun eğenler değil; Atatürk'ün izinden sapmadan, halkın refahı ve çağdaş yarınlar için yola çıkan yeni siyasi hareketin ta kendisidir. Tarih, slogan atanları değil; ilkeleri hayata geçirenleri ve milletin umudunu yeniden yeşertenleri yazacaktır. Ve 103 yılın sonunda kurucu iradenin gerçek temsilcisi, geçmişin hesaplaşmalarında boğulanlar değil, Türkiye'yi yeniden aydınlığa ve iktidara taşıyacak olan yeni iradedir.