
Bunlara Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini versek, emin olun bizi çarmıha gererler.
Düşünün; halkın yanında, halktan biri olduklarını söyleyerek belediye başkanı olanlar, bugün belediyenin verdiği yetkileri halka zulmetmek için kullanıyorlar. Üstelik bu yanlışları dile getiren gazetecilere de kin ve nefret kusuyorlar.
Türkiye’de bir süredir garip bir düzen oluştu. Hukuku kendine siper, hatta silah olarak kullananlar, bir gün o adaletin önünde hesap verecekler. Çünkü adaletin bir gün herkese lazım olduğu gerçeğini anlamak için illa ki o terazinin kefesinde yer almak gerekir. O gün geldiğinde, bugün "dokunulmaz" sananlar, aslında ne kadar dokunulabilir olduklarını görecekler.
Ama şimdi karşımızda acı bir tablo var. Bizim oylarımızla, bizim desteğimizle “bizleri yönetsin” diye seçtiklerimiz, verdiklerimiz yetkiyi kendilerinde ilahi bir güç gibi görüyor. Oysa o yetki, millete hizmet için verilmiş bir emanettir; zulmetmek, susturmak ya da korkutmak için değil.
Şimdi bir de kalkmışlar, “yazdıklarından ötürü seni dava edeceğiz” diyorlar. Ne için? Gerçekleri söylediğim için mi? Doğru yaptıkları işleri takdir ettiğimde benden iyisi yok, ama yanlışlarını yüzlerine vurduğumda benden kötüsü yok! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Benim bir tek tarafım var: hakikatin tarafı. Riyakârlığa, çifte standarda, halkı kandırmaya karşıyım. Çünkü halk neyse, ben oyum. Halkın hakkını savunmak suçsa, ben o suçu işlemeye devam ederim.
Unutmayın; güç, sadece adaletle anlam kazanır. Adalet yoksa, güç sadece zulmün aracıdır. Ve zulmün olduğu yerde, hakikat bir gün mutlaka ayağa kalkar.