YENİ Parti Ekonomi Eşgüdüm Konseyi, köprü ve otoyolların 30 yıllık işletme ve gelir devri kararına karşı "Milletin Geliri, Faiz ve Rant Düzenine Feda Edilemez" başlığıyla basın açıklaması yaptı.


Haber : Özgen Sarıkaya Net Medya Grup Haber Merkezi
Kaynak: YENİ Parti İletişim ve Medya Başkanlığı
YENİ Parti Ekonomi Eşgüdüm Konseyi: Milletin Geliri, Faiz ve Rant Düzenine Feda Edilemez
YENİ Parti Ekonomi Eşgüdüm Konseyi, köprü ve otoyolların 30 yıllık işletme ve gelir devri kararına karşı "Milletin Geliri, Faiz ve Rant Düzenine Feda Edilemez" başlığıyla basın açıklaması yaptı.
İktidar, 2026 yılındaki faiz harcamalarının altıda birine bile ulaşmayan bir kaynak uğruna milletin 30 yıllık köprü ve otoyol gelirini feda etmektedir. Bu karar geri çekilmelidir.
BU KARAR BİR MÜLKİYET TARTIŞMASINDAN İBARET DEĞİLDİR; 30 YILLIK GELİR VE YETKİ DEVRİDİR
5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11750 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile Karayolları Genel Müdürlüğünün işlettiği otoyol, çevre yolu ve bağlantı yollarının 30 yıl süreyle özelleştirilmesinin önü açılmıştır. Karar; işletme hakkının verilmesi, kiralama, gayri ayni hak tesisi, gelir ortaklığı ve mevzuatın izin verdiği diğer yöntemlerin tek başına veya birlikte uygulanmasına imkân tanımakta; işlemlerin 31 Aralık 2031’e kadar tamamlanmasını öngörmektedir.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, köprü ve otoyolların “satılmadığını”, mülkiyetin devlette kalacağını söylemektedir. Oysa tartışmanın özü tapunun kimin üzerinde kalacağı değildir. Otuz yıl boyunca işletme yetkisinin, fiyatlama gücünün ve düzenli kamu gelirinin kimde olacağıdır. Mülkiyetin kâğıt üzerinde devlette kalması; milletin 30 yıllık gelirinin ve kamusal işletme yetkisinin özel sektöre bırakıldığı gerçeğini değiştirmez.
Üstelik söz konusu varlıklar sıfırdan yapılacak projeler değildir. Yatırım maliyetleri önceki kuşakların vergileriyle karşılanmış, borçları bitmiş, düşük işletme maliyetiyle her gün düzenli gelir üreten kamu varlıklarıdır. Millet bu köprü ve otoyolların bedelini zaten ödemiştir. Şimdi aynı millet, kendi varlığını kullanabilmek için özel işletmecinin finansman maliyetini ve kârını da ödemeye zorlanacaktır.
İKTİDAR, 2026’NIN FAİZ FATURASI İÇİN MİLLETİN 30 YILLIK GELİRİNDEN VAZGEÇİYOR
Bu işlem modern ve rasyonel bir özelleştirme değil, gelecekteki nakit akışının iskontolu biçimde bugünden elden çıkarılmasıdır. Devlet bir defalık gelir elde edecek; buna karşılık köprü ve otoyollardan 30 yıl boyunca kasasına girecek düzenli gelirden vazgeçecektir. Elde edilen para bütçe açıkları ve faiz harcamaları içinde birkaç yıl içinde eriyip gidecek, ancak vazgeçilen gelir 30 yıl boyunca geri gelmeyecektir.
Rakamlar, bu tercihin ekonomik akıldan ne kadar uzak olduğunu göstermektedir. İki Boğaz köprüsü ve otoyollardan 30 yılda elde edilecek toplam gelir, yalnızca 2026 yılında merkezi yönetim bütçesinden faize ödenecek tutarın altıda birine bile ulaşmamaktadır. Başka bir ifadeyle iktidar, izlediği yanlış ekonomi programının yalnızca çok küçük bir bölümünü finanse edebilmek için gelecek kuşakların 30 yıllık gelirini feda etmektedir.
Bugün bütçeyi bu hale getirenler, çözümü vergi adaletinde, kamuda tasarrufta ve rant transferlerine son vermekte aramıyor. Kendi yanlışlarının faturasını bir kez daha milletin ortak varlıklarına çıkarıyor. Milletin geliri, bugünün beceriksizliğini ve rant düzenini finanse etmek için satılıyor.
2012’DE ‘VATANA İHANET’ DENİLEN İŞLEM BUGÜN NEDEN YENİDEN GÜNDEMDE?
Bu iktidar aynı köprü ve otoyolları 2012 yılında da özelleştirmek istemişti. İki köprü ve sekiz otoyolun 25 yıllık işletme hakkı için verilen 5,7 milyar dolarlık teklif dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yetersiz bulunmuş; ihale iptal edilmişti. Erdoğan, o gün teklif edilen bedeli kabul etmeyi “vatana ihanet” sözleriyle nitelendirmişti.
Oysa 2012, Türkiye’nin dış finansmana daha düşük maliyetle erişebildiği, ülke risk priminin ve küresel faizlerin bugüne göre çok daha düşük olduğu bir dönemdi. Bugün hem Türkiye’nin risk primi hem de finansman maliyetleri daha yüksektir. Yüksek faiz, ihaleye girecek şirketlerin kullanacağı iskonto oranını artıracak; bu da kamunun eline geçecek satış bedelini aşağı çekecektir. Üstelik satılmak istenen varlıklar 2012’ye göre 14 yıl daha yaşlıdır ve önümüzdeki dönemde daha yüksek bakım ve güçlendirme harcaması gerektirecektir.
Bu nedenle iktidara açıkça soruyoruz: 2012’de 5,7 milyar dolarlık teklifi kabul etmek “vatana ihanet” ise çok daha ağır finansman koşullarında bu varlıkların 30 yıllık gelirini devretmek nedir? O günden bugüne değişen köprülerin değeri değil; iktidarın bütçeyi yönetememesi ve nakit ihtiyacının büyümesidir.
ÖZEL İŞLETMECİNİN FİNANSMAN MALİYETİNİ VE KÂRINI VATANDAŞ ÖDEYECEK
İhaleyi alan şirket, devlete ödediği bedeli, kullandığı finansmanın maliyetini ve hedeflediği kârı mümkün olan en kısa sürede geri almak isteyecektir. Bunun en doğrudan yolu geçiş ücretlerini artırmak, indirimleri azaltmak ve kullanım koşullarını şirketin gelir hedeflerine göre belirlemektir. Bugün kamu hizmeti anlayışıyla belirlenebilen ücretler, yarın özel işletmecinin bilanço hesabına bağlanacaktır.
Devletin bayramlarda ücretsiz geçiş sağlama, belirli gruplara indirim uygulama veya olağanüstü dönemlerde toplumsal ihtiyaçları gözetme imkânı da daralacaktır. Bu uygulamalar ya kaldırılacak ya da kamu bütçesinden şirkete yapılacak ödemelerin konusu haline gelecektir. Böylece vatandaş önce geçiş ücretini, sonra da şirketlere verilecek olası garantileri vergileriyle ödeyecektir.
Köprü ve otoyol gelirleri bugün KGM’nin faaliyetlerini ve karayolu altyapısını desteklemektedir. Bu gelirlerin sistemden çekilmesi, KGM’yi Hazine transferlerine daha bağımlı hale getirecek; bütçenin üzerindeki yükü azaltmak bir yana kalıcı biçimde artıracaktır. Kısa vadeli bir nakit girişi uğruna sürekli gelirden vazgeçmek maliye politikası değil, geleceği bugüne bozdurmaktır.
ULAŞIM GÜVENLİĞİ VE BAKIM ONARIMI ŞİRKETLERİN MALİYET VE KÂR HESABINA BIRAKILAMAZ
Boğaz köprüleri yalnızca gelir getiren ulaşım varlıkları değil; İstanbul’un iki yakası arasındaki erişimi ve kıtalar arası taşımacılığı sağlayan stratejik altyapı unsurlarıdır. Bilimsel çalışmalarda da İstanbul Boğazı, iki kıta arasındaki “çok stratejik bir koridor” ve ulaşım ağının temel darboğazlarından biri olarak tanımlanmaktadır.
15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri, İstanbul’un ulaşım ve yerleşim düzenini doğrudan şekillendirmektedir. Özelleştirme kapsamındaki otoyollar ise sınır kapıları, limanlar, sanayi bölgeleri ve lojistik merkezleri arasındaki bağlantıyı sağlayarak Türkiye’nin uluslararası ticaret koridorundaki konumunu desteklemektedir. Bu nedenle Boğaz geçişleri ve otoyol ağları; birbirinden kopuk işletme kararlarıyla değil, karayolu, demiryolu ve denizyolunu birlikte ele alan bütünleşik bir kamu ulaşımı politikası içinde yönetilmelidir. Aksi takdirde bu kritik hatların aksaması veya hizmet dışı kalması; yalnızca günlük kent içi ulaşımı ve ticareti değil, olası bir afet anındaki acil müdahale, tahliye, insani yardım ve kentsel toparlanma kapasitesini de felç edecektir.
Köprü ve otoyolların güvenliği yalnızca dönemsel bakım ve onarım meselesi değildir. Yapısal sağlık izleme sistemleri, sensörler, deprem erken uyarısı, trafik kontrolü ve acil durum planlamasının birlikte yürütülmesini gerektiren bütünleşik bir kamu güvenliği konusudur. Nitekim 2004 yılında 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde yaşanan askı halat kopması tecrübesinin ardından Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) bünyesinde yürütülen kapsamlı büyük onarım projeleriyle 236 askı halatının tamamı yenilenmiş; ana kablolardaki tel kopmalarına karşı yapısal güçlendirmeler yapılmıştır. Bu tecrübe, köprü ve otoyol bakımının özel uzmanlık, kesintisiz izleme, yüksek maliyet ve hepsinden önemlisi yıllara dayanan güçlü bir kurumsal hafıza gerektirdiğini açıkça göstermektedir.
Karayolları Genel Müdürlüğü yönetimindeki otoyol ağları, devletin yol yapım bütçelerinden halihazırda kamu kaynağıyla inşa edilmiş lojistik omurgalardır. Kamu eliyle işletilen bu altyapıların 30 yıl gibi uzun sürelerle devredilmesi durumunda; ağır bakım yükümlülüklerinin özelleştirme sonrasında nasıl denetleneceği muğlaktır. Kamu denetiminden ve kurumsal hafızadan uzaklaşacak bir işletmecilik anlayışı, standart bakım kalitesini düşürerek sürücülerin can ve mal güvenliğini doğrudan riske atabilir.
Bu nedenle uzun süreli işletme hakkı devrinde bakım ve güçlendirme giderlerinin kim tarafından karşılanacağı, bakım standartlarının ve yapısal izleme verilerinin nasıl denetleneceği, afet anındaki karar ve müdahale yetkisinin kimde olacağı net olarak açıklanmalıdır. Böylesine kritik altyapının bütünleşik ulaşım planlamasını ve kamu denetimini zayıflatacak biçimde devredilmesi, ulaşım güvenliği, kamu güvenliği ve millî güvenlik açısından ciddi risk taşımaktadır.
CUMHURİYET’İN VARLIKLARI MALİKÂNE DÜZENİYLE YÖNETİLEMEZ
Osmanlı maliyesi, kriz dönemlerinde bugünkü bütçeyi rahatlatmak için gelecekteki kamu gelirlerini peşin bedel karşılığında özel kişilere devrediyordu. Malikâne adı verilen bu düzende Hazine kısa vadede nakit buluyor; uzun yıllar boyunca elde edeceği gelirden vazgeçiyor, kamu geliri ile ödenen peşin bedel arasındaki fark ise özel kişilerin kârına ve rantına dönüşüyordu.
Bugün yapılmak istenen işlem aynı mali mantığı taşımaktadır: Devlet, kendi topladığı düzenli geliri peşin bedelle devrediyor; bugünün harcamasını geleceğin geliriyle finanse ediyor. Mali sorunların nedenleri çözülmüyor, yalnızca gelecek kuşaklara aktarılıyor. Cumhuriyet’in stratejik varlıkları, Osmanlı maliyesinin kriz dönemlerinde başvurduğu malikâne düzeniyle yönetilemez.
Bizim itirazımız açıktır: Milletin vergileriyle yapılmış, borcu bitmiş ve kâr eden kamu varlıkları; faiz harcamalarındaki artışı ve rant düzenini bir süre daha finanse etmek için devredilemez. Bütçedeki geçici rahatlama uğruna gelecek kuşakların gelirlerini ipotek altına almaya hiç kimsenin hakkı yoktur.
KARAR GERİ ÇEKİLMELİ, HAZIRLIKLAR TBMM’YE VE KAMUOYUNA AÇIKLANMALIDIR
11750 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı geri çekilmelidir. Bugüne kadar yapılan değerleme çalışmaları, danışmanlık sözleşmeleri, fizibilite raporları ve ihale hazırlıkları eksiksiz biçimde kamuoyuna açıklanmalıdır. Hükümet; döviz, gelir veya geçiş garantisi verilmeyeceğini açıkça taahhüt etmeli, bakım ve güçlendirme planlarını TBMM’nin denetimine sunmalıdır.
Kârlı kamu varlıklarından elde edilen gelir, birkaç yıllık bütçe açığını kapatmak için değil; ulaşım güvenliğini artırmak, mevcut altyapıyı güçlendirmek ve yeni kamusal yatırımları finanse etmek için kullanılmalıdır. Kamu varlıkları, siyasi iktidarların nakit ihtiyacını karşılayacak bir kasa değildir.
Bu köprüler ve otoyollar iktidarın değil, milletindir. Milletin 30 yıllık gelirini bugünün faiz faturasına ve yeni bir rant transferine kurban ettirmeyeceğiz. Cumhuriyet’in birikimine, kamunun gelirine ve yurttaşlarımızın güvenli ulaşım hakkına sahip çıkacağız.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.