Özdilek

TBMM

CHP Genel Başkanı Özgür Özel TBMM Grup Toplantısında Önemi Açıklamalarda Bulundu

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu.

24 Şubat 2026 Saat: 19:58
CHP Genel Başkanı Özgür Özel TBMM Grup Toplantısında Önemi Açıklamalarda Bulundu
CHP Genel Başkanı Özgür Özel TBMM Grup Toplantısında Önemi Açıklamalarda Bulundu

CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL TBMM GRUP TOPLANTISINDA ÖNEMİ AÇIKLAMALARDA BULUNDU

Haber: Özgen Sarıkaya/Net Medya Grup

Kaynak: CHP İletişim Başkanlığı

CHP Lideri Özgür Özel: “İktidarımızda Stratejik Hiçbir Kurum Satılmayacak, Satılıp Düzgün İşletilmeyeni Milletin Malı Yapacağız”

CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:

“BU İKTİDAR ÖYLE ZOR DURUMDA Kİ MUHALEFETİN İFTAR SOFRASINDAN KORKAR OLMUŞLAR”

“İBB’DE DENETİMLERİ MALİYE BAKANLIĞI, İÇİŞLERİ BAKANLIĞI YAPTI, ÖZEL TEFTİŞ KURULLARI YAPTI; BİR KURUŞ KAMU ZARARINA RASTLANMADI”

“İMAMOĞLU’NUN DİPLOMA DAVASI DÜŞTÜĞÜ GİBİ, DİPLOMASINI GÖRMEZSEK ERDOĞAN’IN DA DİPLOMA DAVASI MİLLETİN VİCDANINDA GÖRÜLMEYE BAŞLANACAKTIR”

“‘MADE IN EUROPE’ İÇİN AVRUPA’YA SESLENİYORUZ: TÜRKİYE’Yİ AK PARTİ’DEN İBARET GÖRMEYİN, DIŞARIDA BIRAKMAYIN”

“İKTİDARIMIZDA STRATEJİK HİÇBİR KURUM SATILMAYACAK, SATILIP DÜZGÜN İŞLETİLMEYENİ MİLLETİN MALI YAPACAĞIZ”

“‘CEPHE YAPAYIM, ARKAMI KALABALIKLAŞTIRAYIM’ DİYOR, BİZ SENİN ARKANDAKİLERLE CHP İKTİDARINI KONUŞUYORUZ”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran değerli yol arkadaşlarımız, konuklarımız, televizyonlarından izleyen, radyolarından dinleyen değerli vatandaşlarımız, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ile selamlıyorum. Hoş geldiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:

https://youtu.be/DdVFq77U9Yo

“İSTANBUL’DA 39 İLÇEYİ İSTİSNASIZ TAMAMLADIK”

“Hep beraber yoğun bir haftayı geride bıraktık. İstanbul’da 39 ilçemiz var. 19 Mart’tan sonra 26 Mart çarşamba akşamı Saraçhane’deki son mitingimizi yaptığımızda bir karar ilan etmiştik. Demiştik ki ‘Ekrem Başkan’ı tutukladılar ama burayı bir seçilmişe, belediye meclisi içinden seçilen bir Cumhuriyet Halk Partili’ye emanet ediyoruz. Buradaki yedi günlük zorunlu ikametimiz ve hep birlikteki demokrasi nöbetimiz Saraçhane’de bitti. Ama cumartesi günü Maltepe’ye yani Anadolu'ya ayak basıp, bundan sonra her cumartesi Türkiye’de bir şehirde ve her çarşamba akşam İstanbul’da bir ilçede olacağız.’ Buna başladığımızdan birkaç hafta sonra, ‘Yaz gelince ne olacak? O sıcakta, üniversiteler boşalınca, İstanbul boşalınca nasıl olacak?’ Sonbahara gelince, ‘E kış geliyor nasıl olacak? Yağmuru, dolusu, fırtınası, karı nasıl olacak?’ denildi. Biz dedik ki ‘Gerçekten dediğiniz şartlarda miting olmaz. Miting dediğin hava şartlarını gözetir. Miting dediğin katılımın en yüksek olacağı yeri, coğrafyayı, siyasi atmosferi gözetir. Ama biz İstanbul’da her akşam bir ilçede miting yapmayacağız. İstanbullu seçtiğine ve seçme iradesine, yani Cumhuriyet’in en önemli kazanımı sandığa sahip çıkacak, seçtiğine sahip çıkacak. Biz orada miting değil, eylem yapacağız.’ 46 derece yaptık, eksi dört derecede yaptık. Bir miting, bir eylem sırasında 12 kişinin bayıldığı da oldu. Üzerimize kar yağdığı, dolu yağdığı da oldu. Ama geçen hafta 39’uncu ilçeyi Ataşehir’de tamamladık. İstisnasız bir şekilde.”

“HAKSIZLIKLAR SÜRDÜKÇE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

“91’inci eylemde de Kocaeli’deydik. Hukuksuzluklar, adaletsizlikler, haksızlıklar, tarihin görmediği bu zulüm ve üzerimize yargı erkini elinde bulunduranların, yürütme erkinin emrine girmesiyle birlikte yaptıkları siyasi operasyonlar sürdükçe mücadelemiz devam edecek. Ben İstanbul il örgütümüze, 39 ilçe başkanımıza ve örgütümüze, bugüne kadarki mücadeleleri, İstanbul’da ve Anadolu’da katılan milyonlar için, her bir sadece Cumhuriyet Halk Partili’ye değil; Türkiye İttifakı’nın mensubu tüm demokratlara yürekten teşekkür ediyorum. Tarih, bu tarihi mücadeleyi yazacak. Yarın akşam, ilçe mitinglerini tamamladık, üçüncü bölge mitingiyle, üçüncü bölgedeki ilçeler adına yapacağımız Bakırköy’deki bölge mitingiyle devam ediyoruz. Üç, iki, bir diye bölgeleri sayıp, 18 Mart akşamı da hep birlikte o tarihi gecede İstanbul’da ayakta olacağız.”

“İFTARDA KÜRSÜDE SİYASET YOKTU, SADECE GAZZE VARDI”

“Cumartesi günü İstanbul’da mübarek Ramazan’ın ücüncü gününde Saadet Partisi’nin düzenlediği iftara katıldık: Genel Başkan Sayın Mahmut Arıkan’a bir kez daha teşekkür ediyorum. DEVA Partisi’nin, Gelecek Partisi’nin ve Yeniden Refah Partisi’nin Sayın Genel Başkanları oradaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanvekili oradaydı. Oturduk, bir iftar yaptık. İftarda kürsüde siyaset yoktu. Sadece Gazze, Filistin vardı. Her konuşan ‘Türkiye’nin özlediği bu güzel masa’ dedi. İftar bitti, dağıldık. Artık iktidarda kalmayı sadece kötülüğe endekslemiş olanlar, kendilerinin içinde olduklarını dahi fark etmeden muhalefetin bir arada olmasını, birlikte iftar yapmasını, hal ve hatır sormasını, beraber Filistin davasına sahip çıkmasını öylesi gözlerini kör etmiş ki kötülük… Masadaki AK Parti Genel Başkanvekilini bile görmeden, o masaya döndüler ve dediler ki ‘Bu iftarı Saadet Partisi yapmadı. Bu iftarı İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaptı. Onun kaynaklarıyla yapıldı.’ Tabii bu Saadet Partilileri, Milli Görüş hareketinin sadık savunucularını çok üzdü. Biz de çok rahatsız olduk. Aslında sonra da bu tartışmalar sürerken, bir Saadet Partili geçen böyle tuttu kolumu ve dedi ki ‘Genel Başkanım sen onlara bakma. Zaten iftarı İBB kasasından verenler AK Parti’ye gitmişti. Kendi cebinden dayanışmayla iftar yapabilenler Milli Görüş’ün Saadet Partisi’nde devam ediyor.’ Kişiler kendinden biliyor işi.”

“O MASADAN DÜŞMANLIK ÇIKARANLAR TARİHE GÖMÜLECEK”

“Ama iktidar öyle zor bir durumda ki meydanlardan korkuyor, tartışmaktan korkuyor, karşımıza çıkmaktan korkuyor. Belediyelerimize çöküyorlar, ‘Yahu ne yapıyorsun?’ diyorum. Gel mesela Aydın’da koyalım sandığı ve Aydınlılar karar versin, Aydın’ı kimin yöneteceğine. Geçen sefer bir karar verdiler. Sen tehditle ‘Ya bize katılacaksın, ya Silivri’ye atılacaksın’ dedin, topuklayıp kaçana karşı koyalım sandığı. Gaziosmanpaşa’da koy sandığı, Hakan’ı mı seçiyorlar yoksa senin bilmem ne yöntemiyle oraya getirdiğin kabiliyetsizi mi seçiyorlar? Koy bakalım Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilip de sizin tehditle, şantajla, onunla - bununla parti değiştirmeye zorladığınız yerlerde sandığı. Ondan kaçıyorlar. Emekliden korkuyorlar, işçi sesini yükseltiyor, irkiliyorlar. En sonunda muhalefetin iftar sofrasından korkar olmuşlar. Köşe yazarları yazıyor ki ‘Baktım oraya neyi gördüm…’ Neyi gördün? ‘Altılı masayı gördüm. Yok üstünde şu vardı, altında bu vardı.’ O masada Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanvekilinin olduğunu dahi göremeyip, bir iftar masasından husumet çıkarmaya çalışanlara sözüm şudur. Vallahi de billahi de iyilik kazanacak, kötülük kaybedecek. Helal lokma yiyenler kazanacak, haramzadeler kaybedecek. O masada kardeşliği görenler kazanacak, o masadan düşmanlık çıkaranlar tarihe gömülecek.

“KUTLANILACAK DEĞİL, UTANILACAK HAFTAYA DÖNÜŞTÜ”

“Her yıl şubat ayının son haftası Vergi Haftası. Bu hafta Vergi Haftası’nın içindeyiz. Tabii bu hafta, Türkiye’nin Avrupa’nın en adaletsiz vergi düzeni olan ülkesi olmasından dolayı kutlanacak bir hafta değil; utanılacak bir haftaya dönüştü. Zaman zaman meydanlarda söylüyorum. Söyledikçe daha fazla ilgi uyandırıyor. Türkiye’nin AK Parti’nin kara düzenindeki vergi meselesini olabilecek en basit şekilde anlatan bir grafiğimiz var. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Dolaylı verginin gerçekleşmesi yüzde 65 filan oluyor da çünkü kurumlar vergisinden beklediğini alamayınca gelir vergisinden yüzdeye yansıyor. Dünyanın en adaletsiz vergisi dolaylı vergiler. Yüzde 62,4. Kim veriyor bunu? Bu işçi kardeşim veriyor. Bu elinde çocuğuyla ev hanımı kardeşim veriyor. Bu çiftçi veriyor. Bu emekli veriyor. Hemşire hanım veriyor, doktor hanım veriyor. Bu vergiler dünyanın en adaletsiz vergisi, toplam verginin yüzde 62,5’i. Elektrik yakınca verdiğin vergi, doğalgaza verdiğin vergi, çocuğuna üst - baş, ayakkabı alırken verdiğin vergi. Parayı verip karşılığında fişi aldığında, parayı verdiğin anda ödediğin vergi yüzde 62,5. Kalanı, gelir vergisi… Şuradaki üzgün, 12 maaşının üçünün vergiye gittiği, maaşından vergi kesilen herkes veriyor. İçinde bir miktar stopaj var. Bankadaki paradan kazanılandan kesilen stopaj da gelir vergisinin içinde. Maaşlardan kesilen vergi. Bu iki mavi yakalı ya da devlet memuru, kim maaş alıyorsa ondan kesilen yüzde 25,5. Geriye ne kalıyor? Yüzde 11, kurumlar vergisi. Bu sırıtan zengin kardeşimden. Esas parayı kazanandan. Dünyada esas vergiyi verenlerden Türkiye’de yüzde 11 alınıyor. İşçiden, emekliden, emekçiden, memurdan, çiftçiden alınan vergilerin toplamı yüzde 62. Kazanandan ve kar edenden, para kazanandan alınan vergilerin oranı yüzde 11. Böyle bir adaletsizliğin içindeyiz. Türkiye’de ayrıca özel tüketim vergisi alınıyor. İlk çıktığında lüks vergisi demişlerdi. Duyunca da şey diye düşünüyorsun; ‘Lüks harcama yapanlar çok versin. Hiç olmazsa zorunlu harcama yapandan, çocuğuna mont alandan, okul için kırtasiye alandan daha makul vergi alınır.’ Şu anda lüks vergisi diye başlayan, adı özel tüketim vergisi olan vergi alınıyor. Nede var? Tırnak makasında var. Nede var? Mutfak tüpünde var. Nede var? Doğalgazda var. Yani olmazsa olmaz, herkesin ihtiyaç duyduğu her şeyde ÖTV var. Nede yok? Lüks vergisi diye getirdikleri vergi elmasta yok. Pırlantada yok. O hani AK Parti Eskişehir milletvekilinin, oyları Eskişehir’de İYİ Parti’den alan ve sonra AK Parti’ye kaçan milletvekilinin taktığı o saatte lüks vergisi yok. Ama sen gidip de mutfak tüpü aldığından, doğalgaz parası ödediğinde özel tüketim vergisi var. Türkiye’de vergi öyle bir hale geldi ki anlatılması, farkındalığının yaratılması, hesabının sorulması belki Türkiye’nin önümüzdeki dönem hem seçimine damga vuracak, hem de gelen iktidara kimden vergi alacağını, kimden daha az alacağını, kimi kayıracağını ortaya koyan ilk ve en önemli temenni olacak, görev olacak. O iktidarın birinci görevi bu olacak.”

“BİR TEK TÜRKİYE’DE VERGİSİ TELEFONDAN FAZLA”

“Bugünlerde piyasaya gençlerin çok sahip olmak istedikleri bir cep telefonu çıktı. Yeni bir model. Pahalı bir model. Bu cep telefonu yurtdışında yarı fiyata satılıyor. Türkiye’de fiyatı 107 bin 999 lira, 108 bin lira. Telefon alıyorsun ya doğal; devlet bu alışverişten bir vergi alır. Yüzde 10 alır, 15 alır. Amerika’da yüzde 8 alıyor, 4’ü eyalete, 4’ü merkezi yönetime. Türkiye’de 108 bin liralık telefonun 54 bin 959 lirası vergi, 53 bin lirası telefon. Dünyada bir tek Türkiye’de vergisi telefondan fazla. Telefon alacaksın, 55 bin lira vergi ödüyorsun. 53 bin lira da o dünyanın en gelişmiş, her bir gencimizin sahip olmak istediği telefona sahip oluyorsun. Tabii buna sahip olmak için Türkiye’de o gencin babasının dört ay çalışması lazım. Avrupa ülkelerinin bazılarında bir ay bile değil, 19 gün çalışması lazım. İşte bu telefonda yüzde 50 özel tüketim vergisi var; 30 bin lira. Yüzde 20 KDV var. Yüzde 12 TRT bandrol ücreti var, neden? Telefondan radyo açar, TRT’yi açar izlersen diye 6 bin 400 lira TRT bandrol ücreti alıyor. Yüzde 1 de Kültür Bakanlığı payı var, 530 lira. Toplam 54 bin lira. İşin enteresanı bu ÖTV’den sonra KDV uygulandığı için verginin de vergisini alıyor. Geçen gün mitingde söyledim. Benim memleketim Manisa çok sevdiğim, çok özlediğim, çok anlattığım bir yer. Lidyalılar şimdiki Salihli’nin Sart Mahallesi’nde, beldeydi mahalle oldu. Sardes’te ilk parayı bulmuşlar. Parayı basmışlar, ilk kullanmışlar. Paranın mucidi Lidyalılar. Sonra Sümerler, vergiyi bulmuşlar. Yani bir alışveriş yapıyorsun, para kazanıyorsun. Bunun bir kısmını devlete vermen lazım. Bunu bulmuşlar. Hepimizin övünmesi gereken değilse de birazcık böyle acı acı tebessüm etmesi gereken bir şey. Bu konuda en büyük icadın sahibi Sayın Erdoğan. O vergiden vergi almayı bulmuş. Geçen gün ben bunu söyledim. Gençler hızlı şekilde sosyal medyada, yapay zekayla bir takım çizimler, karikatürler yaptırıyorlar. Orada bir köşede Sümerliler vergi topluyor parayla. Sayın Erdoğan da gelmiş, ‘O iş o kadar kolay değil onun da vergisi var’ diyor. Vergiden vergi istiyor. Bir cep telefonu alırken Sayın Erdoğan’ın bulduğu yöntemle verginin vergisinin vergisinin vergisi alınıyor. Devlet, üzerine üç kere daha vergi koyuyor. Onun sonunda verginin vergisini alarak, bir cep telefonunun parasından, fiyatından daha pahalı, daha fazla vergi almanın yolunu buluyor. Bu adaletsizliği bitirmek için maaş alanların… Gençler eskiden işe giriyordu. ‘Kaç para maaş alıyorsun?’ ‘Maaşı çok değil ama…’ Bugünkü parayla bir mühendis işe girer, 55 bin lira maaşı ama yılda dört kere de ikramiye var. ‘Aa iyiymiş’ diyorduk. ‘Güzel; 12 değil, 16 maaş.’ Şimdi öyle işler pek kalmadı, duymuyoruz. Şimdi 12 maaş alıyorsun, o mavi yakalı ya da beyaz yakalı genç kardeşimin 55, 60, 70 bin lira alacağı maaşın üçü vergiye gidiyor. Yani 12 maaş alıyor, dokuzu cebine kalıyor, üçü vergiye gidiyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.”

“GELİR İDARESİ ‘VERGİNLE KÖPRÜ YAPIYORUZ’ DİYOR”

“‘Vergi Haftasındayız’ dedik. Vergi Haftası’nda tabii önemli bir farkındalık hem vergi vermek, hem verginin nereye gittiğini görmek. Sağ olsun Gelir İdaresi Başkanlığı’nın sosyal medya hesabı… Vergi deyince akla ilk ne gelir? Devlet vergi alır ama köprüler yapar, yollar yapar diye İstanbul’a güzel bir boğaz köprüsü fotoğrafını koyarak ‘Vergi Haftası kutlu olsun’ demiş. Mesaj şu; ‘Verginle köprü yapıyoruz.’ Güzel bir paylaşım. Hemen arkasından o köprülerin satılmak üzere bir hazırlık yapıldığını bir kez daha hatırlatmak isterim. Tarihteki tüm kazanımların, yani Cumhuriyet ne yaptıysa, bunlar daha sonra özelleştirildi. 1980’lerin sonunda başladı. Şu ana kadar 100 liralık özelleştirme yapıldıysa, 86 lirasını AK Parti yaptı. Yüzde 86’sını. Yani AK Parti, Cumhuriyet döneminde kendisinden önce yapılmış her şeyin satışının yüzde 86’sını aldı, cebine koydu. Güya onunla bize hizmet edecekti. Şimdi gelmişler, boğazdaki iki köprünün… Üçüncü köprüyü biliyorsunuz; hem geçiş ücreti çok pahalı, hem bizim değil. Herhalde daha 22 sene yapanlar o geçişten para alacaklar. Bekledikleri kadar alamayacaklarsa da aradaki farkı geçiş garantisiyle devlet ödeyecek kendilerine. Ama birinci ve ikinci köprü ve yedi otoyol, devletin yaptığı, şu an bizim olan ve geçiş ücretleri de diğerlerine göre makul olan yerleri satmaya niyet ettiler. Örneğin devletin yaptığı köprü şu an 59 lira. Tayyip Bey’in kendi bulduğu, ‘Cebimizden beş kuruş çıkmayacak’ dediği ama geçiş garantisi verdiği Kocaeli’yi Yalova’ya bağlayan köprü 959 lira. Biri 59 lira, biri 959 lira. Bu ucuz, 59 lira olan geçiş ücretinden, örneğin İzmir’den Çeşme’ye kadar gidiyorsun… Rahmetli Özal’ın Semra Hanım’la kaset dinleyerek ‘Koy bakalım Semra kaseti, bir keyfimiz yerine gelsin’ dediği yerde 103 kilometre, 59 lira. Bu taraftan Akhisar’a kadar gidiyorsun Tayyip Bey’in yaptırdığı yerde 103 kilometre, bu sefer 359 lira. Şimdi bu köprüleri alıp satmaya ve 59 lira olan geçiş ücretini 300 - 350 lira yapmaya niyetliler. Bu köprülerin, dikkatinizi çekiyorum, bu ucuz fiyatlarla yıllık getirisi 600 milyon dolar. Bu ucuz fiyatlarla. Dedikleri gibi beşe, altıya, yediye katlandığında 3-4 milyar dolar olacak. Bugünkü geçiş paralarıyla 600 milyon dolar olan bu köprüleri, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı özelleştirmeye niyetli ve niyet ettikleri para 3 milyar dolar. Yani beş yıllık kirasıyla 25 yıllık gelirini satacaklar. 5 yılda gelecek para. Zaten birini bu sene alıyoruz, ikinci de sen bu işi yapana kadar gelecek sene gelecek. Üç senelik parayı peşin almak için 25 senelik kazancı bırakıyor. Ve işin kötüsü bıraktıkları 59 liralık köprüyü 359 lira yaparak verdikleri parayı belki de bir senede, 9-10 ayda alacaklar. Kalan zamanda hepimizi kendi köprümüzden geçerken - ki alternatifi yok ki bunun - yani İstanbul’da bir bedava devlet köprüsü olur, ikiyi, üçü, dördü özelleştirirsin. ‘Parası olan oradan geçsin ama olmayana da devletimizin hizmeti de bu’ dersin. Öyle bir köprü yok. Adam Anadolu yakasında oturuyor Avrupa yakasında çalışıyor. Mecbur geçeceği köprüye bugün 60 lira veriyor, bence o da saçma. Ama yarın 359 lira ödeyecek.”

“O PARA CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NE LAZIM”

“Bunu söylüyoruz, soruyoruz. Geçen hafta sordum, ‘Bu soruya net bir cevap ver.’ Her şeye cevap veriyorlar, bir kelime yok. AK Parti’nin sözcüsünün yok, bakanlarından yok, Sayın Erdoğan’dan bir kelime cevap yok. Belgeleri söyledim, arkadaşlara verdim basınla paylaştılar. Basında iki tane belge çıktı üç ay önceden. Birisi karayollarına diyor ki; ‘Köprüler yolları üzerinde bir şeyi özelleştirirsen, tut ki işte kafeterya, benzin istasyonu, yolun bir kısmı. Onlara baştan yaz ki buralar özelleştirilince sözleşmen bitecektir, tazminat da vermeyiz’ diye. İkincisi de diyor ‘Yabancı bir şirket gelecek. Köprüleri görecek. Altyapısını inceleyecek. Yardımcı olun, her türlü kolaylığı yapın.’ Bu belgelere de ‘gık’ demediler. Bir değerli gazeteci kardeşimiz Bakanı aramış, bakanlığı aramış, sormuş. ‘Satacak mısınız?’ demiş. ‘CHP’nin kuvvetli iddiaları var’ demiş. Onlar da demişler ki ‘Kesin satacağız diyemeyiz, piyasasını araştırıyoruz.’ Buradan bu Ramazan mübarek günde Türkiye’deki bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum. Köprülerin satılacağından haberdar olan vatandaşlarımızın oranı anketlere göre yüzde 35-40. Bir kere bunu duyan duymayana duyursun. Haberdar olup da köprü satışını destekleyenlerin oranı yüzde 10. Yüzde 90 karşı. Altın yumurtlayan tavuğu yabancılara satmak istiyorlar. Dediğim gibi, adam fiyatı beş katına çıkardığı gün, bir yılda bütün parayı toplayacak. 25 yıl boyunca gelecek paradan hepimiz mahrum kalacağız. Benim ona itirazım şudur: O para bana lazım, o para Cumhuriyet Halk Partisi’ne lazım. O para Türkiye İttifakı’na lazım. Seneye yaparsan 24 sene. Öbür sene yaparsan 23 sene. O paranın geleceği Cumhuriyet iktidarlarında biz o parayla en düşük emekli maaşını asgari ücrete çıkartacağız. Sonra 1,5 asgari ücret yapacağız. Biz o parayla, asgari ücreti yükselteceğiz. Oradan zorlanacak olan küçük esnafa, KOBİ’ye ve sanayiciye sosyal güvenlik desteklemeleri yardımı yapacağız. O parayla biz kanunda beş yazarken bir verdiğiniz çiftçiye hakkı olan beş desteklemeyi ödeyeceğiz. O parayla biz, bu telefonu almak isteyen öğrenciye ‘İlk telefonunda ilk bilgisayarında vergi yok kardeşim. Bu telefon sana 50 bin lira kardeşim’ diyeceğiz. Bundan sonra göreceksiniz, bir iktidarın gidişini muhalefet köylerde sağ olsunlar uzun süredir o şekilde gidiyor iş. Muhtarın karşıdan gelişinden anlar. Bürokrasiden gelen bilgilerden anlar. Seçmen de iktidar da gidişini giderek yaptıklarıyla gösterir. Şimdi giderayak ‘25 yıllık parayı hemen alayım. Seçim öncesi bir şeyler yapayım, belki milleti kandırırım.’ Milletin o işlere karnı tok da, ‘Kış geçer, kurt yediği ayazı unutmaz’ demişler. Bu zor günler geçecek. Ama bu emekli, bu emekçi ve, bu esnaf, bu çiftçi ettiklerinizi unutmayacak, sandıkta hesabı sorulacak.”

“GÖZÜ YOLDA OLANLAR, GÖZÜ MİLLİ PARKLARA DİKMİŞ”

“Bizim Manisa’da çok söylenen bir laf var. Üst üste üst üste gelince bunlar der ki ‘Ölü bir değil ki yıkayasın, deli bir değil ki bağlayasın.’ Öyle bir haldeyiz ki sattılar sattılar, doyamadılar. Grup Başkanvekillerimiz geçen hafta söyledi. Rapor geldi ilgili arkadaşlardan. Şimdi milli parklara göz dikmişler, milli parklara. Öyle bir şey ki Ankara Soğuksu Milli Parkı hedefte. Uludağ Milli Park hedefte. Bolu Abant, Trabzon Altındere Milli Parkları hedefte. Ne yapacaklarmış biliyor musunuz? Bu milli parkları giderayak 49 ve 99 yıllığına kiralamak için kanun teklifi getirmişler. Gidiyor, şunu görüyor artık. Yolcudur abbas bağlasan durmaz. Emekli böyle el sallıyor, asgari ücretli sallıyor. Artık bu vakitten sonra anketler ortada, görüyorsunuz. Neler neler oldu. Hızla anketler açıklanıyor. Bu ayın anketleri geldi. Biri hariç, o Kasım’da da şimdi de hatta geçen sene seçimlerden önce de bir ay boyunca ‘AK Parti hiçbir İstanbul ilçesini kaybetmiyor’ diyordu. ‘Son gün fark 1 milyondan fazla İmamoğlu lehine değişti’ dediler. Yani bir ay algı operasyonu yaptılar. Sonra ‘1 milyon’ dediler 1,5 milyon da fark yediler. O bir özel şirket, operasyon yapan. Bir tek o AK Parti’yi önde bulmuş. Şu ana kadar yedi anket geldi önümüzde. Allah’a şükür hepsinde Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Farkı kiminde koruyoruz, kiminde açıyoruz. Ama Cumhuriyet Halk Partisi önde. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gittiği görünüyor. Gözü yolda olanlar, gözü milli parklara dikmiş. Ya sen düşünsene, sen burada Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidar partisinin. Sen işgal ordusu değilsin ki. Demokrasiye inansan bugün gidersin, yarın gelirsin. Abant’ı milletin elinden alıp yandaşa vermenin, orman idaresinden alıp Kültür Bakanlığı'ndan alıp birtakım yerleri yandaşlara peşkeş çekmenin ne şeyi var? Giderayak Abant’ı verecek yandaşa, Uludağ’ı verecek yandaşa. Efendim uğraşıyor işte Yerebatan Sarnıcı’nı alacak verecek yandaşa. Galata Kulesi’ni alacak verecek yandaşa. Vallahi bu Galata Kulesi’ni Cenevizlilerden kurtarmak AK Partililer’den kurtarmaktan daha kolaydı. Ama bütün vatandaşlarımıza söylüyorum. Bil ki bu iktidar köprü satıyor, giderayak satıyor. Bil ki Abant’ı satıyor, Yedigöller’i satıyor, Sipil’i satıyor, Uludağ’ı satıyor. Bil ki gittiğindendir.”

“ALACAĞIZ ELİMİZE BALYOZU, GİŞELERİ KIRACAĞIZ”

“Buradan alacaklılara söylüyorum, alacaklara. Daha bugüne kadar Özgür Özel’in ‘Yapacağım’ deyip de şartlar oluştuğunda yapmadığı bir iş, tutmadığı bir söz yoktur. Buradan söylüyorum. Bunlar istedikleri kadar satsınlar. Millet bunları gönderip Cumhuriyet Halk Partisi’ni getirdiğinde, Türkiye İttifakı’nı getirdiğinde şimdi ağzı sulananlara söylüyorum. 99 yıllığına o Abant Gölü’nü sizde tutmayız, çatır çatır geri alacağız. Hepsini geri alacağız. Önce bu geçiş garantisi falan filan oraya buraya yaptıkları köprüleri, otoyolları bir güzel milletin malı haline getireceğiz Allah’ın izniyle, Allah’ın izniyle. Bunlar hani bir gün geçmişte geldiler, gücü biraz elde tutunca Balyoz Kumpası yapıp balyozu böyle ele aldılar, ordunun kafasına vurdular ya Fethullah’la beraber. Gün gelecek Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir balyoz operasyonu olacak. Alacağız elimize balyozu, otobanlardaki bütün gişeleri kıracağız, bütün gişeleri. Almanya’da otobanda gişe mi var? Dışarıdan geçene var. Milletin köprüsü millete bedava olacak. O gün gelince biz kıracağız o gişeleri. Safları ayrıştırın, safları. Milletin safında duranlar yan yana dursun. Saflar sıklaşsın, kol kola girsin, omuz omuza dursun. Ama öbür safta da bakan evlatları dursun. Çünkü devir değişiyor. Sandık gelecek. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.”

“SOMA’DA 42 BİN KİŞİ SOĞUKTA, TORKU BECEREMEDİ”

“Ne diyoruz? Mesela ‘Köprüyü satma’ diyoruz. Niye? ‘Altın yumurtlayan tavuk kesilmez, satılmaz. Başkasına verirsen tavuğun zaten bugünkü yumurta elinde, ikincisi karnında. Üç yumurtaya 25 yumurta verilmez’ diyoruz. Çok basit. Şimdi ‘Köprüyü satma’ diyoruz, ‘Abant’ı Uludağ’ı satma’ diyoruz. ‘Zarar ederiz’ diyoruz. ‘İnat ediyoruz, satacağız’ diyorlar. Bakın devletin varlıklarını satmasının bir faturası hemen çıktı. Benim memleketim Manisa, kalbim Soma’da atıyor. Biliyorsunuz büyük bir facia yaşadık. Yırca’da ağaçlar kesilirken de 301 evladımız katledilirken de hep Soma’daydık. 86 duruşması oldu 86’sına katıldım. İlk gün 10 bin kişi kapıdaydı, son gün 240 kişi kararı dinledik. Ama fikri takipten vazgeçmedik. İşte ben o Soma’da yine böyle altın yumurtlayan bir tavuk, belki daha fazlası. Soma Termik Santrali var. Yıllardır çalışıyor, yıllardır para basıyor, yıllardır Soma’yı ısıtıyor. Yıllarca uğraştık işte filtresi düzgün olsun, Soma zehirlenmesin diye. ‘Devlet çalıştırırken filtre var. Özelleştirilenlerde yok. Yapmayın’ dedik. Bunlar tutturdular 2015 yılında ‘Soma Termik Santrali’ni özelleştireceğiz.’ Dedik ‘Yapmayın.’ Ya kardeşim kömür geliyor, elektrik oluyor, satıyorsun. Elektriğin alıcısı belli. Elektriğin alıcısı var, parası peşin. Kömürün alıcısı var, parası peşin. Biz niye satalım bunu da başkası para kazansın? ‘Hayır özelleştireceğiz.’ Yaptılar bir özelleştirme, önünde hiç yoksa 10 kere basın açıklaması yapmışımdır. Yanımda kim var o gün? O gün yanımda avukat Sercan Okur var. İlçe yöneticisi. Levent Erbinsoy var, o dönemin yeni emekli sendikacı. Anlatıyoruz ‘Yapmayın bunu, yapmayın bunu.’ Dinlemediler. Konya’da işi işte yoğurt, süt, gofret olan Torku diye bir şirket, kıymetli bir şirkettir, kooperatifleri severiz biz. O gün de dedim ‘Herkes bildiği işi yapsın. Gelirsiniz buraya Konya’daki kooperatifin de üyesinin parasını batırırsınız. Yapmayın’ dedim. ‘Hayır Torku gelecek.’ O zaman en büyük desteği AK Parti veriyor. Efendim biraz da Konya kooperatif filan görmüş. ‘Torku gelecek Soma’nın yüzü gülecek. Özgür Özel önümüzden çekil, özelleştirme Soma’yı şaha kaldıracak.’ Özelleştirdiler. ‘Yapmayın’ dedik, dinlemediler. Şimdi Soma’da 42 bin kişi soğukta, evler soğuk. Neden? Torku beceremedi. Santrali işletemedi faaliyeti durdurdu. Şimdi karşı karşı olduğumuz durum şu: Bir kere yıllarca pahalı diye devletin taktığı filtreyi takmadı, Soma’yı zehirledi. Koah, kanser hastalığı bilmem ne. Çalışmalar dünya kadar. Üstüne buradan kömürü alıp elektrik üretip satıyor ya, aldığı yer Türkiye Taşkömürü Kurumu. Bizim kurum. 11 yılda 18 milyar da borcu takmış mı? Türkiye Taşkömürü Kurumu 18 milyar alacaklı. Hepimiz alacaklıyız. Bu diyor ‘Beceremedim, battım.’ Soma’da 42 bin kişi soğukta.”

“BİZ SÖYLERKEN AKLINIZ NEREDEYDİ? HEPİNİZE GÜNAYDIN”

“Bir basın açıklaması gördüm. Ben yokum orada. Üçümüzdük ya. Sercan Okur orada. Ne olmuş? Son seçimlerde doğruyu söylediği için vaktiyle, Soma’nın şehremini olmuş, belediye başkanımız olmuş o Sercan Okur, orada duruyor. Yanında Levent Elbinsoy, eski sendikacı. İlçe başkanımız olmuş. Üçüncü de ben vardım ya. Üçümüz ‘Satmayın’ diyorduk. Ben yokum kim duruyor yanlarında? AK Parti’nin ilçe başkanı Ali Sezer. ‘Soma donuyor, buna bir çare bulsunlar. Ben de bu eyleme destek olmaya geliyorum.’ Ali Bey ayağına sağlık, hoş geldin de. Bu AK Parti’nin aklı neredeydi 10 sene önce CHP bunları söylerken? Neredeydi aklınız? Bugün hoş gelmişler, sefa gelmişler. Soma ticaret odası, esnaf odaları, nakliyeciler odası Soma'da kim varsa bugün burada. Bana da gelecekler. Partileri gezecekler. ‘Soma’nın burası bir daha özelleştirilmesin, satılmasın.’ Öyle niyetleri de var AK Parti’nin. ‘Soma’nın malı Soma’da kalsın. Bunu kamulaştıralım.’ Günaydın arkadaşlar, hepinize günaydın. İşte Cumhuriyet Halk Partisi 11 yıl önce bunu söylerken, bunları görüp de söylüyordu. Şimdi Soma’nın esnafına borcu takmışlar, Soma’yı soğukta bırakmışlar. Taşıyanın parası kalmış bilmem neyin parası kalmış. Torku patlamış. Belki o Torku’nun Konya’daki yatırımcısı, Konya’daki ortakları da bu işten zarar görmüş. AK Partililer CHP ile birlikte basın açıklamasına gelmişler, Soma’da haber oluyor. Arkadaşlar milletin menfaatini düşünüyorsanız, AK Partilileri CHP haklı çıkınca basın açıklamasına değil, AK Parti’yi göndermek için sandık başına davet ediyorum. Yine Soma’da Polyak madeni. Birkaç ay önce ‘Yapmayın’ dedik, ‘Etmeyin’ dedik. Kınık’ta, İzmir’in Kınık ilçesi sınırlarında ama çoğu işçisi Soma’da çalışıyor, oturuyorlar. Servisle gidiyorlar. Polyak’ı sattılar. Yüzde 70 hissesini Çinli bir firma aldı. Gelmiş direkt 3 bin 900 işçi var ya, bin 700’ünü işten çıkartmış. Direkt. Bin 243 işçi de duruyor ama daha Çinli şirketten bir lira maaş nasip olmamış. Yani bin 700 kişi çıkmış, kalan bin 200 kişi de çalışıyor, parasını alamıyor. AK Parti iktidarda dönmüş ‘Allah Allah, nasıl oldu bu iş?’ diye bakıyor. Madenler devletindir anayasaya göre. Arkasından dolaşıyorsunuz. Santraller, bu kadar karlı ve stratejik işletmeler satılamaz. Oradan kim para kazanıyorsa bu milletin kazanacağı parayı peşkeş çektiniz diye kazanıyordur. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında stratejik hiçbir kurum, santral, rafineri, baraj, stratejik hiçbir kurum satılmayacak. Bu satılmış olanlar da düzgün işleten işlettiği güne kadar, işletmeyenin tepesine bineceğiz, hepsini geri alacağız, bu milletin yeniden malı yapacağız. Başka çaresi yok.”

“ÜÇ YILDA MİSAFİR AĞIRLAMA MALİYETİ YÜZDE 723 ARTMIŞ”

“Şimdi iki haftadır gösteriyorum. Tayyip Bey demiş ya ‘Üç yıl öncesinden daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin’ diye. Biz de diyoruz ki ‘Tayyip Bey beddua bizim kültürümüzde yok. Ayıplı bir şey, döner kendini vurur. Biz dua ediyoruz senden kurtulalım diye.’ Üç yılı gösterdim. Önce ekmekle gösterdim, pideyle gösterdim. Şimdi artık bu salı Ramazan’ın içindeyiz. Standart dört kişilik aile, dört kişilik komşularını çağırıyor ve birlikte iftar yapıyorlar. Bunu geçen sene de önceki sene de yaptık biliyorsunuz. Fiyatlar aynı yerden alınıyor ve direkt karşılaştırılıyor. Ne var? Mercimek çorbası, pide, kavurma, pilav, cacık, tatlı ve çay. Tayyip Bey ne diyor? ‘Üç yıl öncesine göre az alıyorsanız ekmeği, beddua edin.’ 2023’te bu sofra 480 liraya kuruluyormuş, üç yıl önce. 2025’te, geçen sene 2 bin 530 lira. Bu sene 3 bin 950 lira. Üç yıl öncesine göre dört kişilik ailenin bu menüyle misafir ağırlama maliyeti yüzde 723 artmış Tayyip Bey. Asgari ücrete oranlandığında üç sene önce asgari ücretli bu sofradan 18 tane kurabiliyormuş. Bugünkü asgari ücretli yedi tane kurabiliyor. Asgari ücretin iftar sofrası karşısındaki enflasyonu 18’den yediye düşmüş. Üç yıl öncesine göre yüzde 723’lük bir artış ortaya çıkmış Ramazan sofrasında.”

“AK PARTİ’NİN KUTUPLAŞTIRMADAN SORUMLU BAKANI…”

“O yüzden önümüzdeki hafta uygun günde, bugün gündem de çok, uzun uzun konuşacağım. Ama mübarek Ramazan’dan… Ramazan geldiğinde seslerin düşmesi, incitici sözlerden geri durmak, kutuplaşmak yerine kucaklaşmak, küsleri barıştırmak, toksan açın halinden anlamak… Ramazan’da aç kaldığın sürede normalde ekmeğe, suya, yemeğe ulaşamayanın halini görmek. Onun için yardımlaşmada bulunmak; zekat vermek, fitre vermek. Daha doğrusu kimsenin zekata, fitreye muhtaç olmayacağı bir ülkeyi inşa etmek, bunun için siyaset yapmak, bunu yapabilecek siyasetçilere destek olmak… Çıkacaksa Ramazan’dan bunlar çıkar, husumet çıkmaz. Ama AK Parti’nin kutuplaştırmadan ve vatandaşı birbirine düşürmeden sorumlu bakanı, Milli Eğitim Bakanı. Ramazan mübarek gün. Herkesin çoluğu var, çocuğu var. Çocuğunun dini eğitiminden, aileler sorumlu çocuklar belli bir yaşa gelene kadar. O çocuğun ibadetini, orucunu anası - babası bilir. Küçücük çocuk. Bu çocuklardan çetele tutturacak, bunun üzerinden sınıfta ayrımcılık çıkaracak. Esas maksadı gazeteye, televizyona düşecek. Bir gerilim çıkacak. Sonra aynı yalana sarılacaklar. Ne aynı yalan? Efendim şöyle söylüyor seçmenin bilinçaltına beyefendiler; ‘Evet açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama tehlike büyük. Oyu bize vermelisin. Onlara verirsen bayrağı indirecekler, onlara verirsen ezanı dindirecekler. Onlara verirsen şunu yapacaklar…’ Bu oyunla emeğini sömürdüğü, alın terini sömürdüğü adamın bir de oyunu sömürüyor. Onu değiştirtmiyor, açlığa mahkum ediyor, sefalete mahkum ediyor. Bunun üzerinden siyaset kuruyor.”

“MİLLETİ SİZE BEŞ YIL DAHA SÖMÜRTMEYECEĞİZ”

“Şimdi sandık bugün gelse CHP, yarın gelse CHP, Allah’ın izniyle ne gün gelse CHP. Bunun üzerinden bir kutuplaşma çıkaracak. Bunun üzerinden kavga çıkaracak. Millete ‘Ezanı dindirecekler, bilmem ne yapacaklar.’ Onu dediniz, o ezanı okuyan müezzinin maaşını alacağı bir banka seçecek, onun üzerinden müezzine para ödenecek. Her banka girse 10 lira. Sadece katılım bankalarını sokuyorlar, faiz haram diye; 2 lira. O müezzinin hakkını Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri savundu, Genel Başkanı savundu. O ezanı okuyan müezzinin, namazı kıldıran imam efendinin hakkını da sendikasını da sonuna kadar savunan biziz. Onun emeğini de oyunu da sömüren AKP’nin iktidarının sonu gelmiştir. ‘Vatanı böldürecekler, bayrağı indirecekler.’ Her çarşamba bekleriz. Elinde ay -yıldızlı al bayrakla, renklerini bayraktan alan Türkiye İttifakı meyanda, hakkını arıyor. Seçtiği Ekrem İmamoğlu’nun da hakkını arıyor. İşsiz kalan torununun hakkını arıyor. ‘20 bin lira emekli maaşı olur mu kardeşim’ diyor, hakkını arıyor. Sömürülen emeğinin, sendikalı oldu diye işten atılan işçi hakkını arıyor. Bir tarafta çıkmış onlar; ‘Kutuplaşma yapacağız. CHP ile milleti korkutacağız. Aç, sefil, güvencesiz milletin yine oyunu biz alacağız. Beş yıl daha milleti sömüreceğiz.’ Bu milleti size beş yıl daha sömürtmeyeceğiz. O milletin hakkını size yedirtmeyeceğiz. Ne Cumhuriyet’ten vazgeçeriz. Ne kazanımlarından vazgeçeriz. Ne altı okumuzdan vazgeçeriz. Ama bu uyanıkların oyununa gelip de bir sefer daha seçim kaybedip, bunları başımıza bela etmeyiz. O yüzden bunlara tepkide ölçülü, her kelimede dikkatli, gerçek kardeşin; emeği sömürülen AK Partili, MHP’li, CHP’li, DEM’li, İYİ Partilinin kol kola olduğunun, esas düşmanın emek sömürenler olduğunun, dini alet edip din üzerinden siyasetle canım Anadolu’daki namazında, niyazında, orucunda kardeşimin hem oyunu sömüren, hem emeğini sömüren, onları 20 bin lira emekli maaşına bırakan AK Parti olduğunu göreceğiz. AK Parti’den kurtulacağız. Huzur içinde yaşayacağız. Anadolu’daki yaygın deyimle bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Atatürkçülüğünden, devletçiliğinden, milliyetçiliğinden, Cumhuriyetçiliğinden, laikliğinden hiç şüphesi yok. Ama buradan kutuplaşma çıkarıp da CHP’ye karşı ‘Bir cephe yapayım, arkamı kalabalıklaştırayım…’ Yok öyle bir şey. Biz senin o arkandakilerle Türkiye’nin geleceğini konuşuyoruz. O emekliyle, o emekçiyle, o gençlerle CHP iktidarını konuşuyoruz. Başörtülüsü de örtmeyeni de her birisi el ele, kol kola. Üniversitede de sokakta da Türkiye’nin geleceğini düşleyen gençlerle düşünüyoruz. Ne AK Partilisine, ne CHP’lisine. Hepsine birden ve beraberce yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa ve dünyayı hediye ediyoruz. Ne konuşuyorsun sen?”

“MADE IN EUROPE TEHLİKESİ VAR”

“Şimdi kritik ve önemli bir konu. Yarın biz iktidarız, bugün başkası iktidar ama herkes ekmeğinin peşinde, o ekmeği küçültecek bir tehlike var karşımızda. Tehlike var. Avrupa Made In Europe diye yani ‘Avrupa’da üretildi’ diye yeni bir çalışma yapıyor. Avrupa Birliği’ne üye ülkeleri koruyacak, bunun dışında kalan ülkeleri dışlayacak bir hazırlıkları var. Bu konuda Türkiye’nin aslında iyi yönetilse büyük bir fırsatı da var önünde. Ama böyle kötü yönetilirse büyük bir tehlike var. Eğer ikna olmazlar 4 Mart’taki oylamada Türkiye’yi bu işin dışında bırakırlarsa ‘Made In Europe - Avrupa’da üretilmiştir’ damgasında Türkiye, Avrupa dışında kalacak. Dünya kadar; Bursa’da, Denizli’de, Kocaeli’de, Kayseri’de, Konya’da, Adana’da, Gaziantep’te, tüm Türkiye’de üretilen ürünlerimizin artık Avrupa’ya satışında zorluklar olacak. Hatta hiç alınmayacak. Dünya kadar işletmemiz kapanabilir. Dünya kadar işçimiz işsiz kalabilir. Ama burada, bu ‘Made In Europe’ meselesine… Biz aday ülkeyiz, Avrupa’nın en önemli ülkelerinden biriyiz. Biz olmasak Asya’ya geçemezsiniz. İstanbul bizim, köprüler bizim. Biz buradayız. Avrupa Konseyi’nin kurucularındanız. Avrupa Birliği fikrinin sahibiyiz. Bu AK Parti bu saçmalıkları yapmasaydı, yani ‘Kopenhag kriterlerini Ankara kriteri yaparım’ filan deyip kafa tutmasaydı, önce ‘Gireceğim’ deyip sonra bu kadar anti demokratik işler yapmasaydı; AİHM kararlarına uymamazlık, çoktan girmiştik. Avrupa, birleşik Avrupa fikrinin sahiplerinden birini, bizi dışarıda bırakamazsınız diye düşünüyoruz.”

“OYLAMAYA KADAR AVRUPA’DA ÇALIŞMALARDA BULUNACAĞIZ”

“Bunun için Avrupa Birliği’ndeki ülkelerin hükümetlerine birer mektup yazdık Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Üç sıfatla; ülkenin kurucu partisi, bugünün ana muhalefet partisi, yarının iktidar partisi ve Türkiye’nin birinci partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Diyoruz ki ‘Bu Made In Europe işinde bizi sakın dışarıda bırakmayın. Biz yarın iktidar olacağız. İktidarda Avrupa Birliği’ne tam üyelik için hızla koşacağız. Zaten Avrupa’nın üyesi olacağız ama bu dönemde Türkiye’de bu ekonomik güçlükler varken, bu sıkıntılar varken, bizi dışarıda bırakmayın, bizi işsiz bırakmayın, işletmelerimizi iflasa sürüklemeyin.’ Bunları Avrupa Birliği’nin başkentlerine iletilmek üzere iki değerli büyükelçimiz ve dış politikadan sorumlu koordinatörümüz bugün, yarın, öbür gün ve cuma günü Avrupa Birliği büyükelçiliklerine bu mektubumuzu teslim ediyorlar. Sayın Genel Sekreterimiz Selin Sayek Böke, Dış Politikadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Namık Tan’dan oluşan, onların başkanlığında bir heyet Avrupa’ya uçuyor. Oylamanın olduğu güne kadar Selin Hanım ve Namık Bey hem Avrupa Parlamentosu’nda birer birer milletvekilleriyle, hem çok güçlü olduğumuz oradaki Sosyalist Grup nezdinde, Demokrat Grup nezdinde, gerekli çalışmalarda bulunacağız. Bu ‘Made In Europe’ meselesinden sanayicimizin ve dolayısıyla sanayide çalışan işçimizin olumsuz etkilenmemesi için var gücümüzle gayret göstereceğiz. Bir kez daha buradan Avrupa’ya sesleniyoruz. Türkiye, gördüğünüz hak ihlalleriyle, hukuksuzluklarla, adaletsizliklerle meşgul bir ülke olmanın ötesinde 100 yıl önce demokrasiye geçmiş, hepinizden önce kadına seçme hakkını vermiş, bugün genç nüfusuyla, bütün potansiyelleriyle, Anadolu’daki çok yetkin girişimcileriyle, önemli coğrafyasıyla, güçlü varlıklarıyla Avrupa’nın da çıkışıdır. Türkiye’yi AK Parti’den ibaret görmeyin, Türkiye’nin yarınlarında Türkiye’nin kurucu partisi, Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Bizi Avrupa’nın dışında bırakmayın.”

“GAZZE’Yİ KANA BULAYANLARLA AYNI MASAYA OTURDULAR”

“Biraz önce söyledim: Saadet Partisi’nin iftarında oturduk. Özellikle iç siyasetten uzak durduk. Bir konuda ortaklaştık. Neydi o? 71 binden fazla insan öldürüldü Gazze’de, bunların çoğu kadın ve çocuktu. Bu konuda değerli Genel Başkanlar önemli yaklaşımlarda bulundular. Sayın Davutoğlu ‘Bu konuda Meclis grupları birlikte bir çalışma yapsın’ dedi, olumlu yaklaştığımızı kendisine ifade ettim. Kürsüde de hepimizin üzerinde ortaklaştığı önemli bir nokta vardı. O da Filistin’in, Filistinlilerin, Gazze’nin, Batı Şeria’nın güvenliği ve bu konuda Türkiye’nin doğru bir yerde durması. Malum Trump, ‘Barış Kurulu’ diye bir kurul kurdu. Adı; barış. Düşünün ki Barış Kurulu’nda Filistinliler yok. Kim var? Barış Kurulu’nun başında ‘Gazze’yi gördüm, güzelmiş. Önü deniz. O şeride yüksek, güzel oteller yapacağım. Kasinolar, kumarhaneler yapacağım. Orası bir eğlence merkezi olmalı. Önünde de doğalgaz var. Gazze’yi sevdim. Orayı istiyorum’ diyen Trump, Barış Kurulu kurmuş, başına geçmiş. 62 ülke davet etti, aklı başında hemen hemen hiçbir ülke gitmedi. 41 ülke reddetti. Örneğin İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, ‘Gazze Gazzelilerindir. Siz kim oluyorsunuz, oranın kararını Filistinliler verir’ dedi. Aynı fikirde olduğumuzu ifade ettik. ‘Gitmeyin’ dedik, ‘Adı Barış Kurulu. Orada Filistin yok’ dedik. ‘İsrail de yok’ dediler. Sonra tam Trump’lık bir iş. Önce İsrail’i çağırdığını söylemedi. Barış Kurulu’na millet gireceğini söyledi. Aklı başında, güçlü dünya devi ülkeler burada yer almadı. Ortadoğu ülkeleri, kendini Trump’ın karşısında güçsüz hisseden kim varsa oraya gitti. Kendini Trump’a muhtaç hissedenler gitti. Bizimkiler de ‘Biz de geleceğiz’ dedi. Toplantıya üç gün kala Trump, çağırdı Netanyahu’yu. Hangi Netanyahu? Elinde 71 bin kişinin, 40 bin çocuk ve kadının kanı olan Netanyahu Trump’ın deyişiyle ‘savaş kahramanı.’ Savaş kahramanı nedir? Bir savaşta başarılı olan birisi. Filistin’de 71 bin kişi ölmüş. 30 bin çocuk ve kadın ölmüş. Ona ‘kahraman’ diyor. Onun o kanlı ellerini tuttu. Onu Filistin’in olmadığı Gazze Barış Kurulu’na oturttu. Bakın aile fotoğrafı çektirmişler. Hakan Fidan, Erdoğan adına katıldı. Gideon Saar, Netanyahu adına katıldı. Aile fotoğrafında birlikteler. Filistin’in olmadığı bir barış kurulunda Gazze’ye kasinolar, kumarhaneler yapmaya, Trump‘ın hayal ettiği çok katlı oteller yapmayı, ‘Beğendim, o plajda çok güzel turizm olur’ dediği, ‘Önündeki doğalgazı da istiyorum’ dediği Gazze’nin işgal planına Hakan Fidan ile Netanyahu‘nun, eli kanlı savaş suçlusu Netanyahu’nun Dışişleri Bakanı birlikte katıldılar. Buradan geçmişte ‘Filistin davası bizim davamızdır’ diyen Erdoğan’a oy verenlere sesleniyorum. Köşelerinde ‘Efendim Erdoğan’ın güçlü yanı Filistin…’ Al sana Filistin. Erdoğan’ın güçlü yanı. Gazze’yi kana bulayanlarla oturup da ‘Gazze’den Filistinleri süreceğiz, etraftaki beş ülkeye. Orada turizm yapacağız’ diyenlerle aynı masaya oturanları bu Ramazan, mübarek günde milletimizin vicdanına şikayet ediyorum.”

“DENETİMLERDE BİR KURUŞ KAMU ZARARI BULUNMADI”

“Şimdi iki önemli husus. Bunlardan bir tanesi İBB soruşturmasına, davasına, yargılamasına damga vuracak. İkinci bir husus da Erdoğan’la ilgili tarihi bir itiraf ve bundan sonra hep konuşulacak ve konuşulmasına engel olunmayacak bir gerçeklik ortaya çıkacak. Birincisi; 19 Mart. Ne dedik? ‘Devletin dini adalettir’ sözüne inanıyoruz. Hazreti Ali’nin bu sözünü çok önemsiyoruz. Adalet olmazsa huzur olmaz, refah olmaz. İşte geçen yıl 19 Mart’ta bir sivil darbeye kalkıştılar. Cumhurbaşkanı adayımız, Karadeniz’in evladı, Trabzon’un evladı Ekrem İmamoğlu’na bir akşam gittiler diplomasını iptal ettiler. Neden, nerede kullanılıyor diploma? Cumhurbaşkanlığı adaylığında. Başka bir yerde kullanılmıyor siyasette. Sonra ertesi sabah evine gittiler, ‘terör soruşturması’ dediler götürdüler. Terör neymiş? Terör örgütlerine destek vermişmiş. Yalan olduğu çıktı, uçtu gitti. Ne dediler? ‘Ajan’ dediler, ‘casusluk’ dediler. FETÖ gibi ne bulsa söylüyor. Pespaye oldu o işler, şimdi konuşan yok. Ne dediler? ‘Bir uçak var.’ Peşine düştüm. Uçağın bir AK Partili’ye ait olduğunu, kiralayanın AK Partili olduğunu. Adam dedi ki ‘Biz reisciyiz, İmamoğlu’na uçak falan kiralamadık.’ ‘Yok bu uçağın içinde onlar oldu, bunlar oldu’ dediler. Her türlü rezilliği göze aldılar. Hiçbirinin arkasında duramadılar. Tutuyorlar ne diyorlar? ‘Efendim İstanbul Büyükşehir Belediyesi 560 milyar lira yolsuzlukla karşı karşıya.’ İddianame ortada. 560 kuruşluk iddiayı ispat edecek kanıt yok. Ama baştan sona her şeyi saymışlardı. Şimdi Allah’ın sopası yok. Böyle gösterecek varlığını. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Sayıştay’ın yaptığı denetimler. Elimde Sayıştay’ın kendi yaptığı ya da talebiyle İBB’nin ilgili birimlerinin ayrı ayrı çıkardıkları yazılar var. Ve yazılarda her iddia, ilgi tutulmuş. Her talep, ilgi tutulmuş. Sayfalarca her birinin sonu aynı bitiyor. Şöyle gösteriyorum. İki bölüm var. Bir AK Parti’nin yönettiği bölümle ilgili Sayıştay saptamaları ve sonuçları. Ayrıca Sayıştay değil; iç denetim, dış denetim ne varsa. Kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmalinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucu, kamu zararı oluştuğu kanaati ile 56 adet muhtelif tarih ve sayılı inceleme soruşturma ve tevdi raporu düzenlendiği.’ AK Parti’nin yönettiği dönemde. Biliyorsunuz bunları Ekrem Başkan çıkardı, Soylu gitti aldı ‘Ben yürüteceğim soruşturmayı’ dedi, üstüne oturdu daha haber yok. ‘56 muhtelif tarih ve sayılı incelemede soruşturma ve tevdi raporu düzenlendiği.’ ‘Soruşturma izni verilmemesi yüzünden ilerleme sağlanamadı.’ Bu CHP dönemi arkadaşlar. Hazine Maliye Bakanlığı’nın başmüfettişleri, Ticaret Bakanlığı başmüfettişleri ve mali suçları araştırma komisyonu MASAK uzmanları tarafından 2002 yılından özel teftişe tabi tutulmuş, ayrıca yine İBB, İSKİ, İETT 2020-25 arası tarih aralığında işleme tabi tutulmuş olup, yapılan özel ve genel teftiş neticesinde düzenlenen raporlarda bir kamu zararı tespitine yer verilmediği görülmüştür.’ Hazine Maliye Bakanlığı başmüfettişleri. Ticaret Bakanlığı başmüfettişleri, mali suçları araştırma kurulu uzmanlarının 2002 yılından bugüne genel iş ve işlemleri özel teftişe tabi tutulmuş ayrıca yine İBB, İSKİ, İETT’nin 2020’den bugüne tarih aralığında gerçekleştirdiği genel iş ve işlemleri İçişleri Bakanlığı ve mülkiye müfettişleri tarafından genel teftişe tabi tutulmuş olup, yapılan özel ve genel teftiş neticesinde düzenlenen raporlarda kesinleşmiş bir kamu zararının tespitine yer verilmediği görülmüştür.’ CHP dönemi, AK Parti dönemi. Bütün gazeteci arkadaşlara sesleniyorum. Basın birimimizden Adalet ve Kalkınma Partisi dönemindeki 56 mesele ile buradaki bu raporların ayrı ayrı her birisi için imzalı raporlarını temin edebilirler. Resmi yazıyla bu İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından valiliğe, mahkemeye ve ilgili her yere de yollanıyor. Hepsinin de kanıtları burada. Denetimleri Özgür Özel yapmadı. Denetimleri Cumhuriyet Halk Partisi grubunun teftiş kurulu yapmadı. Bu denetimleri Hazine Maliye Bakanlığı yaptı. MASAK yaptı. İçişleri Bakanlığı yaptı, özel teftiş kurulları yaptı. Bir kuruş kamu zararına rastlanmadı.”

“‘MALINA ÇÖKERİZ, AT İMZAYI’ DEDİLER”

“Şimdi Erdoğan’a şunu söylemek lazım. Diyordu ya, ‘Adamlar parayla yakalanmış.’ Dört bakan ve çocukları. ‘Sıfırlayalım mı?’ falan olmuş. Şu anda bir tanesi büyükelçi olanın elbise torbasından, öbürlerinin ayakkabı kutularından milyon dolarlar çıkmış. Önce ‘FETÖ koydu’ demişler. Sonra faiziyle geri istemişler. Seçim olmuş, yerel seçimi kazanmış. E ne oldu bunlar? ‘Milletimiz bizi sandıkta affetti, akladı’ demişler. Burada Başbakanları ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ demiş. Onun kafasını kesmişler sırf burada Yüce Divan yolunu açacak diye. O günden sonra Erdoğan’ın temel savunması. ‘Devlet kasasından çıkmıyorsa çalınan bir şey yoktur.’ Yargılama başlamadan önce devletin, milletin, İBB’nin kasasından bir kuruş çıkmadığı ortada. Efendim suç? Suç şu. Kreş yapılacak. AK Parti döneminde adam gelmiş bir şey istiyor. ‘Gel bakalım. Bir yüzde 20-10. 10 şunun payı, 10 bunun payı.’ Bunlar bitmiş, orada bak 56 tanesi ispatlı, şahitli. Cumhuriyet Halk Partisi de tövbe haşa. Allah’ın kulu cebine bir kuruş koymamış. ‘Yapacaksan kreş yap’ demiş. Kreş yapma suçu var, kreş yapma suçu. ‘Okul yap’ demiş, ‘Caminin içini donat’ demiş. ‘Biz buraya yurt yaptık, televizyonları da sen al’ demiş. Bizden birinin cebine bir kuruş girmemiş. Ama fakir öğrencilerin kreşi donatılmış. Yani AK Parti’nin yandaşları, ya da bozuk tohumun babası cebini doldurmamış da garibanın lehine bir şey olmuş. Oradan efendim iş adamı diyor ki ‘E beni zorladılar, kreşi ondan yaptım.’ Seni zorladılar, cebini doldurdu. Burada kreşi zorla mı yaptın, gönlünle mi yaptın? Annenin ismini vermişsin oraya. Hiç bunları bilmem ne. Gırtlağına çöktüler, ‘Malına çökeriz, at imzayı’ dediler. Ama onlar ‘Ben kreşin içine bilmem neyi zorla yaptım’ dedi. İrtikap sucu icat edecek de oradan bizi yargılayacak. Bak kimse zorlamadan devletin müfettişleri imza atmış. ‘Kamunun bir kuruş zararı yok’ diyor.”

“ERDOĞAN, VARSA DİPLOMAN O MAHKEMEYE SUNACAKSIN”

“Şimdi günün, gelecek haftalarda ayın, yılın da çok heyecanlı zamanları olacak. Günün en önemli, en şaşırtıcı, en bildiğimiz ama en kabul etmedikleri, belki dünya futbol tarihinin en büyük kendi kalesine golünü izleyeceksiniz. Hazır mısınız? Oynatalım mı? Şimdi bu 19 Mart’tan sonra meydanlara gidiyoruz ya, otobüsle. Hatta işte güzel tezahürat olursa hep birlikte müzik çalıyor, şey yapıyoruz falan. 19 Mart’tan sonra bu üniversite öğrencileri sağ olsun kardeşlerim. Sürekli slogan atıyorlar. Slogan ne? ‘Diplomasız Erdoğan.’ Hep birlikte bağırıyorlar. Ben de bir yerde iştirak etmişim. Daha doğrusu şöyle oluyor. Bir grup üniversite öğrencisi bağırıyor, buradan birileri başka bir şey bağırıyor. ‘Hak, hukuk, adalet’ diyor buradakiler, burası ‘Diplomasız Erdoğan.’ ‘Durun, sırayla’ diyorum. Dönüyorum, ‘Söyle’ diyorum, ben de diyorum ki ‘Diplomasız Erdoğan.’ Erdoğan buna dava açtı. ‘Diplomasız Erdoğan’ sözü bir iftiradır, bir hakarettir, dava açtı. Bizim avukatlara dedim ki ‘Ne olur?’ ‘Vallahi bundan hakaret olmaz ama kanıt sunarlarsa, sen diploma yok dedin, diplomamız var derlerse bu düzende bir ceza olabilir.’ Bakın Türk milleti adına talep eden, Recep Tayyip Erdoğan. Karşı taraf Özgür Özel. Diyor ki, ‘Ankara 44. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin bu sayılı esas dosyasında davacı Recep Tayyip Erdoğan vekilinin reddi hakim talebinde bulunmuştur’ diyor davacı. Hakimin reddi talebi. ‘Diyor ki bu davayı bundan sonra bu hakim göremez.’ Sebebi? Önce söyleyeyim, göstereyim. Hakim orada, bizim avukat orada, canım benim gencecik bir kardeşim. Burada da Cumhurbaşkanının avukatları. ‘Efendim bunlar, bunların müvekkili Özgür Özel, müvekkilimiz Recep Tayyip Erdoğan’ın diploması olmadığını söylüyor.’ Benimki de diyor ki ‘Var mı? Varsa dosyaya sunun.’ Arkadaşlar fıkra bu kadar değil. Erken gülmeyin. Hakim diyor ki ‘Ne diyorsunuz?’ diyor. Bunlar diyor ki ‘Diplomamız vardır. Çünkü Cumhurbaşkanı için diploma lazımdır.’ Hakim de diyor ki ‘Sayın Erdoğan’ın diplomasının dosyaya sunulmasına.’ Bunlar diyor ki ‘Hayır. Sunmak zorunda değiliz.’ Ya diyor ki ‘Bu diyor ki diploman yok, sen diyorsun ki var. Diyor ki göster. Haydi göster.’ Kusura bakmayın ama fıkra bu kadar da değil. Erdoğan’ın avukatları diplomanın mahkemeye sunulmasının istendiğini, anlatıyorlar. Tam bu dediklerimi anlatıyorlar. Hakimin de diplomanın dosyaya sunulmasında ısrarcı olduğunu, bakın. ‘Hakimin konuya ilişkin şahsi bir şüphe ve merakının olduğunu, dolayısıyla tarafsız olmadığını’ belirterek hakimin reddini istiyorlar, reddini. ‘Bizden diploma istiyorsa özel bir merakı vardır, tarafsız olamaz. Bizden diplomayı talep etmeyecek bir hakim gelsin’ diyorlar. Karar, ‘Davacı vekilinin reddi hakim talebi hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına, talebin mahiyeti gereği harç alınmasına gerek olmadığını, iş bu kararın bir örneğinin eklenerek dava dosyasının mahkemesine iadesine.’ Tayyip Erdoğan’a söylüyorum. Ben sana ‘Diplomasız Erdoğan’ demişim. Sen bana mahkeme açmışsın. Avukatım demiş ‘Dosyaya sunsunlar.’ Avukatın demiş ‘Sunamayız.’ Hakim de demişse ‘Varsa diploma sunacaksın.’ Sayın Erdoğan, varsa diploman o mahkemeye sunacaksın.”

“CHP’Yİ SENDEN KURTULMAK İSTEYEN BU MİLLETİN EVLATLARI KUŞATTI”

“Biz bugüne kadar Ekrem Başkan’ın diploma ile ilgili hem kendi açtığı idare mahkemesi davalarına, hem de kendisi hakkında açılmış bir takım suçlayan, sahtecilik falan davalarına gittik. Ekrem Başkan böyle neredeyse bu kürsü kadar beyaz kağıtlara diplomasını basmış. Diploma almak için yazdığı dilekçeyi basmış. Olur yazısını basmış. Kendisiyle bir yatay geçiş yapanları basmış. Kıbrıs’taki üniversiteden İstanbul Üniversitesi işletmeye yatay geçiş yapmış. İki dersi hariç ve inkılap tarihi Türkçe falan. Geri kalan dersleri de baştan almış. Çünkü demişler ki ‘Biz daha kapsamlıyız.’ Dört yıl boyunca bu derslerin tamamını vermiş. Mezun olmuş. Anasının ak sütü gibi helal, alnı açık diplomayı böyle havaya kaldırıyor. ‘Hakim Bey diplomam burada’ diye. Karşısında diplomayla başvurması gereken, ama diplomasını hiç görmediğimiz birisi diplomayı mahkemeye veremiyor. Bundan sonra artık milletin vicdanında Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası düştüğü gibi, diplomasını görmezsek Recep Tayyip Erdoğan’ın da diploma davası milletin vicdanında görülmeye başlanacaktır. Dünya kadar hakaret bu işleri örtmez Sayın Erdoğan. Ramazan mübarek gün. Yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, çeteler, beceriksizlik, liyakatsizlik bilmem ne. CHP’yi kuşatmışmış. CHP’yi kuşatan bir şey varsa; senden kurtulmak isteyen bu milletin evlatları kuşattı CHP’yi. Senden kurtulmak isteyen bu milletin evlatları. Geçen sene sen bize saldırdığında üyelik kaydını açtık, ‘İsteyen gelsin, oy kullanmak için üyelik lazım’ dedik. 500 bin kişi geldi. 23 Mart günü dayanışma sandığı koyduk, 15,5 milyon vatan evladı geldi. Millet o dayanışma sandıklarında karnında üç aylık hamile kadın bebeği ile koşuyor, çocuğun geleceği için. İki elinde iki baston böyle kambur olmuş teyzem koşuyor, memleketin yarınları için. Sen dönüyorsun ‘Efendim CHP onla kuşatılmış bunla kuşatılmış.’ FETÖ ile kuşattın memleketi, FETÖ ile. Burayı bombalayan adamların altına F-16’yı sen verdin. Milletin evlatlarını ezen tankların mazotunu birlikte doldurdunuz. FETÖ kuşattı bu memleketi, hiçbir şey olmadı. 17-25 Aralık'ta paralar fışkırdı faiziyle geri aldınız. İrtikap desen, yolsuzluk desen hepsiyle ilgili bütün yargılamalardan dokunulmazlık yoluyla kurtuldunuz. Şimdi gelmişsiniz diploması ortada, yaptığı işlerin hiçbirinde kamu zararı olmayan birisini sırf onu yenemeyeceksiniz diye Silivri’de tutuyorsunuz. Sonra da dönmüş ‘CHP’yi o kuşatmış, bu kuşatmış.’ Gel bakalım, çıksın meydana seçmenler ve kuşatsınlar sandıkları, versinler kararı. Sen mi yönet istiyorlar, biz mi yönetelim istiyorlar. Hadi hodri meydan bakalım kim kimi kuşatmış.”

“NEREDE BİR MECZUP VAR, BULUP GETİRİYORLAR”

“Önümüzdeki Pazartesi 350 çalışma arkadaşımızla, 2 Mart günü milletimizin huzurundayız. Bu ülkeyi yarınlarda nasıl yöneteceğimizi çalıştığımız, önce partinin programı vardı. Şimdi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde hükümet programı. Hükümet programından öne çıkacak vaatler, politika kurulu başkanlarımız, onların çalıştıkları 135 kişi, onların üretimlerini sahaya taşıyacak 350 kişi ve 81 il başkanımızla şimdi Türkiye’nin en büyük propaganda ordusu ama milletimize yapacağımız çağrıyla dünya siyaset tarihinin en uzun seçim kampanyası, en kalabalık seçim kampanyası. 19 Mart’ta demiştim ‘Gerekirse 1000 gün kampanya yapacağım, ama arkadaşlarımı sana teslim etmeyeceğim. Bu memleketi senin elinde kurtaracağım.’ 1000 günlük kampanyanın 350 günü geçti, geriye kaldı 650 günü. O gün geldiğinde bu memleket sizden kurtulmuş olacak. Ama bunu görüyorlar ya Cumhuriyet Halk Partisi iktidara yürüyor, tüm saldırılara aldırış etmeden geleceğe yürüyoruz. 12 metrekarelik hücrelerinde dimdik duranlar var, dimdik. Çalışanlar, üretenler, iktidara hazırlananlar var. Bir de bin 500 odalı sarayda uyku uyuyamayanlar var. Aynı sesle uyananlar var. Ne o ses? O ses şu: İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder,. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır. Vallahi uyuyama aynen öyle olacak. Uykuna ne giriyorsa, seni ne uyandırıyorsa o ses doğru. İşte bizimle siyasi rekabet edemeyecek olanlar yargı kumpaslarıyla saldırıyorlar. Bunlardan bir tanesi de yıllardır süren kurultay davası. Esas mesele Bursa’da meczubun biri sonradan içeri girdi ne rezillikleri olduğu, ne sabıkaları olduğu çıktı. Bursa il başkanımıza iftira atıyor. O da buna dava açıyor. Bursa’da davayı göreceğine, ‘Bu bir siyasi dava, parti davası Ankara’da görülür.’ Buraya yolluyor. Efendim İstanbul’da açılan davalar falan filan. Hepsine ona ret buna takipsizlik. Burada bir kurultay davası. Burada geçmişte meczuplaşmış bir eski AK Parti’nin eskisi, bizim de utandığımız, üzüldüğümüz bir süreçle aday gösterdiğimiz birisi. Vıcık vıcık her tarafından akan birisi. Tutmuş bir avukat yollamış. İki yıldır konuşuyorlar. Bizim arkadaşlar da bana soruyorlar, ‘Bir şey olacak mı?’ Ya ne olabilir ne olabilir. Herkes salonda. Hepimiz birbirimizin şahidiyiz. Karnımızı ağrıtacak bir şey yemedik. Asla. Bunlar nerede bir meczup, nerede bir deli, nerede bir manyak, nerede bir şuursuz, nerede bir hırsız, nerede bir tacizci getiriyorlar.”

“İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜMÜZLE İLGİLENİN, KİMSE BİZİ TUTAMAZ”

“Bir tanesi geçtiğimiz hafta Özgür Başkan’a soruyor. Ne diyor? ‘Sen billboard giydirmişsin?’ ‘Ne billboardı? Var öyle bir hikaye, isteyene ispatını koyarım. İstanbul il başkan adayıyken, burada değil.’ Bir sürü yalan dolan. Hepsi dinlendi. Bu pislik adamların ifadelerinde bugün bütün gazeteler şöyle çıktı. Çeşit çeşit gazete. ‘Mış, miş, muş.’ Bunlara soruyorlar, hakim soruyor. Dün ve bir önceki duruşmada. ‘Duydum.’ ‘Kimden duydun?’ ‘Unuttum.’ ‘Gördüm.’ ‘Nerede gördün?’ ‘Kendim görmedim, görenden duydum.’ ‘Kimdi o?’ ‘Onu da unuttum.’ Bu mahkeme artık belli, bizim avukatlar diyor ki ‘Karara gidiyor, beraat, bitti.’ O vıcık vıcık meczubun pısırık avukatı diyor ki, ‘Bir dakika, bir dakika.’ Ya o kadar şahit dinlenmiş. ‘Miş, mış, olmuş, bilmemiş.’ ‘Bunu İstanbul’daki Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı mahkemeye yollayın oraya, birleşsin. Sorun onu.’ Mahkeme başkanı da sormuş. ‘Efendim bu mahkeme birleşsin.’ Burada Asliye Ceza Mahkemesi. O mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi. Bu mahkeme, siyasi partilerle ilgili bak ‘mış, miş’ değil, böyle kanıtı koyacak, bir yıldan üç yıla. Bu suçu ilk kez işliyorsa bir. Kanıt koyacak ha. Dekont koyacak. Buradaki adama bir yıldan üç yıla ceza verebiliyor. Hiçbir alakası yok konuyla, burada diyor ki ’Bunu birleştirseniz.’ Buradaki de şöyle bir şey var maalesef, ne isterse yapacak çünkü tepeden bakıyorlar. Kanıt çıksa ceza verecek, veremiyor. Beraat verecek. ‘Peki sen bunu yolla…’ Ankara’da görülsün diye Bursa’dan Ankara’ya yollanmış dava. Ali Mahir bakıyor, bazen diyor ki ‘Eczacılığı okurken arada Hukuk Fakültesi’ne kaçak mı gittiniz?’ Bursa’da görülen davayı… Benimle ilgisi yok. ‘Siyasi parti davaları Ankara’da görülür’ diye buraya yollanmış İstanbul’da böyle bir dava açılsa buraya geliyor. Bu meczup diyor ki ‘Bu davayı yolla bakalım, onlar görür mü?’ O da diyor ki ‘Bu taraf istiyorsa…’ Yukarı taraftan da bakıyor. ‘Bir soralım bakalım, İstanbul istiyor mu?’ Şu kadarını söyleyeceğim. Kimse ama kimse ‘Bu iktidar yürüyüşümüze bunlar mani mi olacak? Partinin davasında bir şey mi olacak? Yok butlan mı olacak, şutlan mı olacak?’ Bak bir şey söyleyeyim, ilk gün dediğimi diyorum. Sonucu alınacak hiçbir şey olmadığından süreç boyunca o konuşacak, bu konuşacak. Aklı başında hiçbir CHP’li bu meczuplarla ilgilenmesin. İktidar yürüyüşümüzle ilgilenin. Hiç kimse bizi tutamaz. Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye İttifakı iktidarı yürümektedir. Bütün mesele bundan ibarettir. Son sözüm şudur. Dedin ya Sayın Erdoğan; ‘Bu gidişin önünde duramazsın Özgür.’ Senin gidişinin önünde ben değil, dünyanın en büyük barajları duramaz. Sen gidiyorsun Erdoğan. Ama sen de bu gelişin önünde duramazsın. Gazi’nin partisi, Atatürk’ün partisi, halkın partisi, milletin umudu olmuş Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar yürüyüşünü durduramazsın Erdoğan. Ne sen, ne iftiracıların, ne de yargı kolları başkanın. Yolumuz açık olsun arkadaşlar, iktidara gidiyoruz.”

Etiketler: CHP,
 

Kocaeli Haberci Tavsiye Formu

Bu Haberi Arkadaşınıza Önerin
İsminiz
Email Adresiniz
Arkadaşınızın İsmi
Arkadaşınızın E-Mail Adresi
Varsa Mesajınız
Güvenlik KoduLütfen Resimdeki kodu yazınız