
Bu satırları sıradan bir gözlemci veya edilgen bir takipçi olarak yazmıyorum. Bu satırları; çocuğunun antrenmanını sahilde izleyen bir sporcu velisi, toplumsal yapıları analiz eden bir siyaset bilimci ve en önemlisi, devletin kurumlarına, liyakat esaslarına ve hukukun üstünlüğüne sarsılmaz bir bağlılıkla yetişmiş aktif bir vatandaş olarak kaleme alıyorum.
Olayların başında, Derince Yelken Kulübü çevresinde köpürtülen tartışmalarda ben de evlatlarımızın spor yaptığı çatıyı koruma sorumluluğuyla hareket ettim. Ancak bir kentin ve kurumların içine sızan usulsüzlükleri, kamu imkanlarının nasıl kişisel iktidar alanlarına dönüştürüldüğünü fark etmek çok uzun sürmedi. Olayın sadece bir "kulüp-belediye anlaşmazlığı" olmadığını; doğrudan devlet bilinciyle, kurumların işleyişini ve kamu yararını gözlemlemek adına bizzat sürecin merkezine girdim.
Birikimi Yanlış Bir Yapı Lehine Kullanmanın Özeleştirisi
Bir siyaset bilimcinin idare hukukuna olan hakimiyeti ve teknik donanımıyla idari sürecin zayıf karnını tespit ettim. Oluşturduğum usul stratejisi ve teknik karmaşa sayesinde Derince Belediyesi’nin hukukçularını kilitledim; onları asli meseleyi değil, önlerine sürdüğüm detayları savunmak zorunda bıraktım. O günlerdeki temel amacım evlatlarımızın spor hakkını korumak olduğu için, Derince Belediye Başkanı Sayın Sertif Gökçe’ye karşı da son derece sert ifadeler kullandım.
Fakat olayların derinliğine indikçe, arka plandaki belgeleri ve işleyişi bizzat gözlemledikçe gördüğüm tablo; devlet adabına, hukuka ve kurum liyakatine inanan biri olarak beni derin bir üzüntüye boğdu.
Hukukun ve Kurum Liyakatinin Nasıl Yerle Yeksan Edildiğini Gördüm
Sürecin bizzat şahidi ve gözlemcisi olarak karşılaştığım gerçekler şunlardır:
Skandal Tevdi Mahalli Kararı ve Sulh Hukuk Manevraları: Kulüp yönetimi, sözleşmenin bittiğini çok iyi bildiği halde olayı idari bir operasyon gibi göstererek Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurdu. Ortada süresi bitmiş ve tahliye edilmesi gereken bir alan varken, mahkemeden Tevdi Mahalli (kira yatırma yeri) kararı çıkartarak kendilerine hukuki bir koruma zırhı yarattılar. Açık sözleşme hükümlerine rağmen alınan bu karar tam anlamıyla bir skandaldı ve belediyeyi "usulsüz işlem yapılıyor" durumuna düşürdü.
Günü Dolan Sözleşmeye Rağmen İşgal: Kulüp ile belediye iştiraki arasındaki alt kira sözleşmesi 2024 yılında 1 yıl uzatılmış ve 31.12.2025 tarihi itibarıyla resmen sona ermiştir. Sözleşmenin 9. Bölümündeki "Kira sözleşmesinin sürenin sona ermesi ile bitmesi halinde kiracı derhal kiralananı tahliye etmekle yükümlüdür" amir hükmüne rağmen, süre dolduğu halde alan boşaltılmamış, hukuki zemin fuzuli işgale dönüşmüştür.
Kamuya Açık Kıyıların Kapatılması: Kiralık 12 nolu parselin ötesine geçilerek, vatandaşın kullanımına açık kıyı şeridine kapılar konulmuş; kamuya ait alanlar özel iktisadi kazanç kapısına çevrilmiştir. Sözleşmenin 7/3. maddesindeki kamu yararı esası ihlal edilmiştir.
Diğer Çocukların Hakkının Engellenmesi: Bizzat imzaladıkları sözleşmenin 7/4. maddesinde idarenin alanı "başka amaçla değerlendirme ve başka spor kulüplerine açma" yetkisi saklıdır. Belediyenin 5393 sayılı Kanun kapsamında Kocaeli Kürek Kulübü’ne, yani bu kentin diğer evlatlarına alan açmasını "gasp" olarak nitelemek; liyakat ve kamu etiğiyle bağdaşmamaktadır.
Kendi Düğümümü Kendi Elimle Çözüyorum
Hiçbir güç, hiçbir siyasi konjonktür ya da "mağduriyet" ambalajı, devletin koyduğu kuralların ve hukukun üstünlüğünün üzerinde olamaz. Çocuklarımıza vereceğimiz en büyük terbiye; usulsüzlükle elde edilen imkanlara göz yummak değil, ne pahasına olursa olsun adaletin, kamu yararının ve liyakat sahibi kurumların yanında durmaktır.
İdare hukuku donanımımla yarattığım o usul labirentinin, belediye hukukçularını nasıl kilitlediğini en iyi ben biliyorum. Bir vatandaşlık görevi ve devlet bilinciyle; kendi birikimimle attığım o hukuki düğümü, yine kendi kalemimle çözüyorum.
Kamusal alanı parselleyen anlayışa karşı; halkın kıyı hakkını, kamu disiplinini ve liyakati savunan Derince Belediye Başkanı Sayın Sertif Gökçe’ye hakikat adına hakkını teslim ediyorum.