
Cumhuriyet ile hesaplaşmanın adı ‘’Barış olamaz!
Ben artık insanları sahip olduklarıyla değil, temas ettikleri dünyayı nasıl anlamlandırdıklarıyla ölçüyorum.
Açıkçası benim için denklik,
Kumaranı işletmecilerinin emek hırsızlığını nasıl gizleyebilmeleri için attıkları taklaları bir kenara bırakaırsak aynı yerde durmak değil;
Aynı derinlikte düşünebilmek, aynı vicdani soruların karşısında durabilmek ve yaşanan çelişkileri görmezden gelmemektir.
Bugün Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ; Gezi Direnişi nedeniyle yıllardır özgürlüklerinden mahrum bırakılan insanlar;
Hiçbir yargı kararı olmadan:
KHK'lar ile bir gece de hayatları karartılan, ağaç kabuğu yemeye mahkum edilen KHK mağduru mazlum yüzbinlerce insan, gazeteciler, basın mensupları, sanatçılar, akademisyenler ve toplumun farklı kesimlerinden pek çok isim cezaevlerinde tutulurken, bizlere “Barış” anlatılıyor.
Komediyen Deniz Göktaş’tan gazeteci Merdan Yanardağ’a, eski AKUT Başkanı Nasuh Mahruki’den adını sayamadığımız pek çok gazeteciye, sanatçıya ve aydına kadar uzanan bir tablo var karşımızda.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu nasıl bir "Barış?
Barış yalnızca silahların susması mıdır ki, Apo'cu mahalle kuruluşundan günümüze evrille evrile Türkiye toplumunda tükenmişken, Kürt halkında karşılığı zayıflamışken DEM eş genel başkanının küresel güçlerin talebi diye ağzından kaçırmasını da dikkate alarak neyin barışı bu?..
Yoksa düşüncenin özgürleşmesi, gazetecinin haberini korkmadan yapabilmesi, sanatçının sözünü söyleyebilmesi, siyasetçinin düşüncesi nedeniyle hapsedilmemesi ve yurttaşın kendisini güvende hissedebilmesi de barışın bir parçası değil midir?
Eğer barıştan söz ediyorsak, önce toplumun bütün kesimleri için adaleti, özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünü konuşmak zorundayız.
Bir ülkede insanlar düşünceleri, sözleri, haberleri, itirazları ve siyasal tercihleri nedeniyle özgürlüklerinden mahrum bırakılırken, diğer taraftan büyük bir “Barış” söylemi kurmak ister istemez ciddi bir çelişki yaratıyor.
Çünkü gerçek barış, yalnızca çatışmasızlık değildir!
Gerçek barış;
Korkunun yerine özgürlüğü, baskının yerine hukuku, ayrıştırmanın yerine eşit yurttaşlığı, suskunluğun yerine özgür düşünceyi koyabilmektir.
Bu yüzden bugün “Barış” denildiğinde, sadece söze değil, o sözü söyleyenlerin ne yaptığına, samimi olup olmadıklarına önceki deneyimleri de dikkate alarak da bakmak gerekiyor.
Kimi zaman en büyük çelişki, barıştan bahsedenlerin benim üzerimde oynandığı gibi aynı anda toplumun bir bölümünü baskı, tehdit ve dedikodu yöntemleri ile de susturulmak istenmesidir.
Biz gerçekten barıştan bahsediyorsak, gelin önce özgürlüğün, adaletin ve hukukun olmadığı yerde barış olasılığının olup olmadığını kendimize soralım.
Barış diyorsunuz ya!
Beni de Barış düşmanı ilan ediyorsunuz ya;
Gel de inan...
İzleyelim mi!