|
Marco Polo Havaalanı terk ettikten sonra, kıssa bir yürüyüş yolunu takiben, sizi Venedik’e ulaştıracak olan tarifeli yolcu vapuruna ulaşıyorsunuz.
Deniz üzerindeki yol işaretleri ve kuralları, farklı bir yaşamla yüzleşeceğinizin sinyalini veriyor.
Deniz yolculuğunuz esnasında; 50 km’ye ulaşan yarım ay biçimli bir takımada grubu üzerinde kurulu bulunan, deniz seviyesinden sadece 1 metre yükseklikte yer alan, çökeltiye çakılmış milyonlarca çam kazıklarla desteklenen, 118 adacık üzerine kurulu Venedik’e ulaşmak üzere yaptığınız deniz yolculuğunun keyfini anlatmakta zorlanıyorsunuz.
Bu yolculuk esnasında; küçük adacıkların çoğunda yaşamın olmadığını fark ediyorsunuz. Denizyolu güzergahında , cam üfleme sanatıyla ünlü bir ada olan Murano ile Venedik şehriyle Adriyatik denizi arasında sıkışıp kalmış, Venedik’i yutmaya çalışan dalgalardan korumaya çalışan Lido adasına uğradıktan sonra, son durak olan Venedik’e, 1.15 dakikada varmış oluyorsunuz.
Yol boyunca uğrayamadığınız; görülmesi gereken Dükler Sarayı ile Palladio Kilisesi’nin yer aldığı San Giorgiore, Ölüler adası olarak bilinen, Venedik’in meşhur mezarlık adası olarak tanınan San Michele, otantik eski bir balıkçı köyü havasını veren ve 16.yüzyıldan kalma, San Martino kilisesinin yer aldığı Burano, dini eğitim verilen ve kutsal sayılan San Francesco del Deserto ile görülmesi gereken katedral ve müzesi ile çok az nüfusun barındığı Torcello adalarını, seyahat için ayırdığınız zamanla bağlantılı olarak, günlük vapur seferlerinden istifade ederek de ziyaret edebiliyorsunuz.

Su ile kara parçasının sarmaş dolaş olmuş haliyle muhteşem seyir keyfi veren Venedik şehri ,sizi gizemli bir dünyaya çağırıyor gibi.
Hoş geldin davetini, “Avrupa’nın Salonu” betimlemesini hakkıyla taşıyan,” PLazza San Marco” meydanında veriyor. Muhteşem heykellerle bezenmiş , aküstik özelliği ile konserler için ideal imkan yaratan meydan, her zaman yoğun bir turist grubunu ağırlamaktan yorgun düşmüş gibi bir görüntü veriyor. Yükseltisi deniz seviyesi civarında olması nedeniyle, zaman, zaman su basmalarına maruz kalan meydanı çevreleyen yapıtları, yükseltiler üzerinde yürüyerek gezmek zorunda kalabiliyorsunuz.
Deniz Feneri olarak kullanılan, Venedik’in en yüksek yapısı olan (1oo m boyunda) , “ Campanile di San Marco” yu , meydanı çevreleyen yapıtlar arasında ilk planda saymak gerekmektedir. Asansörle çıkılabilen kulenin terasından şehrin muhteşem manzarasını seyredebiliyorsunuz. Campanile’nın yanında, 500 yıldan beri varlığını sürdüren , büyüleyici Torre dell Orologio , Arap ve Romen harfleriyle bezenmiş, muhteşem bir astrolojik saat özelliği ile, harika bir görüntü keyfi veriyor.
Meydanı çevreleyen Palazzo Ducale (Dükler Sarayı), dokuz yüzyıl boyunca imparatorluğun merkezi olma konumunu sürdürmüş olup. 9. Yüzyılda Bizans tarzında bir şato olarak inşa edilmiştir. Sarayın 15. Yüzyıldan kalma ana kapsısı, Porta della Carta geç dönemde Gotik tarzda inşa edilmiş bir şaheserdir. Sarayın iç mekanın da; hoş dekorasyonlara sahip tavanlar, dev şömineler ve resimler ilgi çekiyor.
Dükler sarayının zemin katında,Venedik’e özgü ürünler ile hediyelik eşya satan dükkanlar ile birlikte; klasik müziğin icra edildiği, turistlerin ilgisini çeken ve uğrak yeri olan Caffe Quadri ile diğer ünlü kafe Florian yer almaktadır.

1720’den buyana hizmet veren Florian, etkileyici iç mekanı ile dünyanın en eski kafesi olarak ünlenmiştir.
San Marco meydanının en parıltı ve görkemli yapıtı; Doğu ile Batı’nın muhteşem bir sentezi olan, zarif ve kutsal bir mabet olan, Basilica di San Marco’dur. Birbirinden farklı boyutlarda beş alçak kubbesi, her biri diğerinden farklı 500 sütunu ve bir mücevheri andıran zerafeti ile gören herkesi büyülemektedir. Bazilikanın pek çok süslemesinin doğu ülkelerinden çalınmış olması, sütunların bir bölümünün, Doğu Akdeniz ülkelerinden getirilmesi, Bazilika’yı daha da ilginç kılmaktadır.
1063-1094 yılları arasında inşa edilen bazilikada; Yaradılış, Nuh Efsanesi ve Tufan gibi Eski Ahit’ten sahnelerin betimlendiği mozaikler, dünyamızda görülebilecek en güzel örnekleri arasındadır. Katedrali ön cephesine yerleştirilmiş bulunan, şehrin sembolu konumunda olan Cavalli di San Marco (San Marco atları), İÖ 200 yıllarında, Roma’da ya da Antik Yunan’da dökümü yapılmış bulunan bronz şaheserler, günümüze dek varlığını sürdürmüştür. Uzun bir tarihsel ark arka planı olan atlar, 1204 yılında Konstantinopolis’ten ganimet olarak alınıp, Venedik’ e getirilmiştir. Bazilika’nın önünde açık havada duran atlar aslının kopyasıdır. Orjinalleri ise, hava kirliliğinin yarattığı korozyondan korunmak için iç mekana taşınmıştır.

Basilica’ya ait müzelerde; Dördüncü Haçlı Seferleri’nde, Kostantinopolis’ten yağmalanmış şaheserler yar almaktadır. Ayrıca, Hiristiyan aleminin dini içerikli sanatsal yapıtlar sergilenmektedir.
Zamanı müsait olanların mutlaka görmeleri tavsiye etmekteyim.
Meydanı çevreleyen yapıtlar arasında; antre tanımı ile ünlenen Piazzete San MARCO’da önemli bir yer almaktadır. Girişte bulunan iki granit sütün, yine Doğudan getirilmiş ve 1172 yılında şimdiki bulunduğu yere yerleştirilmiştir. Vaktiniz ölçüsünde, Piazza San Marco’ya birkaç dakikalık yürüme mesafesindeki ; Palazzo Contarini del Bovolo adlı Gotik tarzı kuleyi, 16. Yüzyıldan kalma muhteşem bir kilise olan San Zaccaria’yı, Santo Stefano ve Santa Maria Formıosa ile büyüleyici Scuola di San Giorgio delgi Schiavoni kiliselerini görebilmek, gezinize ayrı bir anlam ve güzellik katacaktır.
*Ayrıca, bu bölgede yer alan Ahlar Köprüsü mutlaka görülmelidir. Barok taş köprü, Onlar Konseyi’ne giden mahkumlarla (dükler sarayında yer almaktadır), sorgudan dönen mahkumların yolda birbirleri ile karşılaşmamaları için iki paralel geçit olarak inşa edilmiştir.
Denizin davetsiz misafirliği karşısında asaletini bozmayan Venedik halkı, su ile zorunlu birlikteliğinin estetik güzelliğini öne çıkararak, görülmeye değer, benzersiz ve büyüleyici bir ortam yaratmıştır. Kesişen çizgilerden oluşan şehir; bir yakadan diğerine uzanan 600’den fazla köprüyle bağlantılı, 160’dan fazla kanallı bir labirenti andırmaktadır. Kentin simgesini oluşturan Gondol’ lar, kentin egzotik ortamını solumanıza yardımcı olmaktadır. Günümüzde gondol sayısı 500 civarında olup, gondolcular geleneksel kıyafetleri ile, kente renk katmaktadır. Akordion eşliğinde söylenen aryalar ve şarap ikramı ile sürdürülen gondol gezintileri, romantik duygular taşıyan seyahat sevenler için unutulmazlar anlar yaşatmaktadır. Bu nedenle Venedik “Aşk Kenti” tanımını fazlasıyla hak etmektedir.

Muhteşem bir su yolu olan Büyük Kanal Venedik’in ana caddesi konumundadır. 4 km uzunluğundaki kanalın doyumsuz güzelliğini, kanal boyunca yürüyerek yaşabileceğiniz gibi, her iskelede duran Vapur seyahatini tercih etme imkanına da sahip bulunmaktasınız.
Kanal üzerinde seyreden, dolmuş taksileri görüntüye ayrı bir renk katmaktadır. Kanalın her iki yakasında, 200’ün üzerinde gösterişli yapılar sıralanmaktadır. Çoğu 14 ve 18. Yüzyıllar arasında inşa edilmiş yapıların bazıları, aslına uygun şekilde çok güzel bir şekilde restore edilmiştir. Binaların büyük çoğunluğu, devlet dairesi, otel, müze veya sanat galerisine dönüştürülmüştür. Ayrıca, Kanal boyunca karşılaşılacak ilginç mekanlardan biri de; Yahudilerin yaşadığı Ghetto bölgesidir. Müze ve hediyelik eşya stantları İsrail kültürüne ilgi duyanlar için ilginç bir gezi alanıdır.
Büyük Kanal bölgesinde yer alan Rialto, sadece Venedik’in en eski mekanlardan biri değil, aynı zamanda şehrin en büyük Venedik-Bizans sarayların toplandığı bölgedir. Bu nedenle Rialto, “Venedik’in mutfağı, ofisi ve arka salonu” olarak tanımlanır. Ponte di Rialto (Rialto Köprüsü) şehri ikiye böler; San Marco tarafında kalan sağ yaka Rialto di qua ( bu taraf), sol taraf ise,Rialto di la ( o taraf) olarak bilinir. Tarihsel süreç içinde yenilenen köprü, ışıltı görüntüsü, yüzen bir yapıyı andıran konumu ile, kanal üzerine işlenmiş bir mücevher görünümündedir. Köprü konseptinde yer alan küçük dükkanlardan oluşan pazar alanı Rialto’ya ayrı bir renk katmaktadır. Pazarda sergilenen Venedik’e giyecek , içecek, yiyecek malzemeleri ve hediyelik objelerin görsel güzelliğinden , albenisinden etkilenerek, mutlaka alışveriş yapma gereksinimini duymaktasınız.
Her bölgesi bir tarih hazinesi olan ve doyumsuz görsel güzellik sunan Venedik kiliseleri tarihi hazinelerle doludur. Zamanınızın elverdiği ölçüde; başta Santi Giovanni e Paolo, Madonna dell’Orto, San Sebestiano, San Nicolo dei Mendicoli kiliselerini görmenin ve incelemenin, kültür dünyamıza ayrı bir değer katacağı bilinmelidir.
Sahip olunan, tarihsel ve kültürel değerleri n korunması ve bunların gelecek kuşaklara aktarılması insallık alemine yüklenmiş bir görev olduğu unutulmamalıdır. Başka ulusların bu değerlerini nasıl özenle koruyup, sahiplendiklerini görüp şaşırırken; kendi değerlerinizi önemsememenin ve koruyamamanın “ örneğin en son Haydarpaşa yangını” derin üzüntüsünü ve acısını yaşamaktasınız. İmkanların elverdiği ölçüde, dünya genelindeki tarihsel değerleri görebilmeyi ve özellikle “Roma, Venedik” gitmeyi tüm dostlarıma önermekteyim.
|